Tarih her şeyin kökeni, çıkış noktası ve oluşum serüveninin başlangıcıdır. Özellikle toplumsal olgular açısından; tarihte kökünün olması, topluma yararlı ya da zararlı bir olgu olma noktasında toplumsal değerlerin anlamlılığının ifadesidir.
Eğer bir olgunun tarih sahnesine çıkışı insanlığa kazandırmışsa bu olgu olumludur ve bir o kadar da meşrudur. Ama insanlığa zarar vermiş, toplumsallığı dağıtmış, sömürüye yol açmışsa bugün olumlu gibi yansıtılsa da aslında kökten itibaren zararlıdır ve ret edilmelidir. Tarihin başlangıcında, egemen uygarlıklar açığa çıkmadan önce, her şey insanlığın ihtiyacı üzerinde icat edilmiştir. Ahlak, politika, ekonomi gibi kavramlar her zaman topluma kazandıran ve toplum lehine olgular olmuştur. Bugün ahlak çökertilme, politika devletlerin toplumu kandırma demagojisine indirgenme, ekonomi toplumu sömürme aracı gibi kullanılma noktasına getirilse de bu kavramlar öz olarak topluma aittir. Toplum lehinedir, sistemin kendini meşrulaştırma aracı haline getirilmiş ve çarpıtılmış hallerinden arındırılıp tekrar topluma mal edilmeyi gerekmektedir. Diğer yönden devlet, iktidar gibi kavramlar ise ilk baştan toplum aleyhine, toplumu sömürme aracı olarak doğmuş ve asla toplum yararına olamazlar. Özgür bir toplum olmak için ilk önce bunlardan kurtulmak gerekmektedir.
Toplumsal doğada tarih, olguların gerçek yüzünü açığa çıkarırken, evrensel boyutta, oluşumlar hakikatin en yalın ve en doğal halidir. Evren hakikatin kendisidir. Evrende yersiz, gereksiz ve zamansız hiçbir oluşuma yer yoktur. Vaktinde anlamlı olan oluşumlar bile evrendeki rolü bitip zamanı dolduğunda evren tarafından aşılır, daha yeni oluşumlara evrilir. Evrensel özelliklerle paralel olan, evrene ters düşmeyen olgular aynı zamanda toplumsal doğanın da lehinedir ve meşruluğu en iyi şekilde ifade eder. Buradan hareketle Öz savunma anlayışını; önce evrende sonra da toplumda arayacağız. Kısa bir çerçeve ile evrensel ve tarihsel temele bakıp günümüze, kadının bu günkü öz savunma durumuna geleceğiz. Egemen sistem toplumun kuruluşuyla birlikte en vazgeçilmez özelliği olan öz savunmayı gayri meşru ve haksız bir hak olarak ilan ederken, sömürü aracı olan orduları meşru kılmış, savaşla elde edilen ganimeti de sistemin hakkı olarak ilan etmiştir. Oysaki hakikat bunun tam tersidir. Hakkı çalınanın, saldırıya uğrayanın her zaman kendini savunma hakkı vardır. Bunun karşısında sistemin askeri gücüne dayanarak gasp, talan, katliam ve fetih ile toplumsal değerlere ve kazanımlara el koyması hırsızlıktan başka bir şey olmamasının ve meşru bir yanının olmamasının yanında alçakçadır.
Öz Savunma Evrensel Bir Özelliktir
İlk olarak doğaya baktığımızda, tüm varlıklarda kendini savunma temel bir ilkedir. Bu sadece biyolojik canlılık evresine ulaşmış canlılar için değil, evrensel bir ilke olarak atom altı parçacıklarda dahi geçerlidir. Bunun en somut örneği Einstein’ in atom altı parçacık keşfi sürecindeki mücadelede göze çarpmaktadır. Einstein evet atomun, atom altı parçacıkların birçok özelliğini keşfediyor ama aslında kendisi tüm kuralları net ve kesin olan Newton fiziğine inanıyor. Bu nedenle atom altı dünyayı da bu kurallarla tanımakta oldukça kararlı ve ısrarlıdır. Einstein analitik zekanın tüm kurnazlıklarıyla parçacığın tüm özelliklerini anlamak için birçok farklı deney yapmıştır ama parçacık O’nun istediği gibi davranmayıp her seferinde farklı davranarak, planlarını boşa çıkarmış, onu yanıltmış ve şaşırtmıştır. Parçacığın insanı şaşırtan tabiatı çok renklidir. Üzerinde birçok deney ve keşif yapılmasına rağmen hala insanı büyülemekte ve hala sırlarla doludur.
Evren en canlı varlıktır ve aklı tüm evreni yaratıp yürütüyor. Biz insanlar onun evrimle ulaştığı son durağız aslında ve dolayısıyla tüm özelliklerimiz de evren kökenli. Ya kendini savunma! yani öz savunma! Öz savunma tüm varlıkların temel özelliği olduğuna göre evrensel kökenli bir duygudur. Evren sürekli genişleyerek, ömrü dolan, enerjisi biten varlıkları yeni bir varlığa evrilterek zindeliğini korumakta, canlı, dinamik varlığını sürdürmekte ve hep yenilenmekte. Tüm bunlar evrenin kendini yenileyerek sürekli koruduğu anlamına gelmektedir.
Toplumsal doğaya bakarak öz savunmanın kökenini aradığımızda kadın öncülüğüyle karşılaşmaktayız. Kadın toplumsallaşmanın öncüsü. Toplumu kuran, bilgeliğiyle toplumsal hafızayı geliştiren, toplumun maddi manevi tüm kültür yapısını inşa eden kadın. Kadının ilk toplumsallaşma aşamasında kutsal görülmesini sadece insanların varlığının devamını sağlaması ile sınırlı ele almak çok yanılgılı bir bakış olur. Kadın çocuğu sadece doğurmamış, beslemiş, giydirmiş, korumuş ve bildiği her şeyi ona öğretmiştir. İnsanlığın varoluşundan beri dünyaya gelen her çocuk toplumun devamı için kutsallıkla karşılandı. Fakat bu çocuğu insan yapmak kadının göreviydi. Asıl kutsallık da buydu. Çocuğu beslemek, giydirmek, soğuk ve sıcaktan, vahşi doğadan korumak, aklını kullanan bir insan olarak büyütmek kadının topluma karşı en büyük hizmetiydi. Toplumu korumanın en temel ayağı toplumsal hafızayı yeni nesle aktarmaktı. Topluma katılan her yeni insan şahsında kültürü inşa etmekti. Varlık koşullarını sağlamak toplumu korumanın ilk ayağıydı. İnsan olmanın farkı olan aklını kullanmayı, kültürü, dili ve toplumsal yaşamı kadın ona öğretmiştir. Toplum bunlarsız var olamazdı. Olsa da insan olmanın farkı açığa çıkmazdı. Bu özellikler insan olmanın farkı olmakla birlikte kadının toplumu savunma yöntemidir. Kadın; etrafında topladığı insanlara akıllarını kullanmayı öğreterek onları korumuştur. Konuşup anlatarak, paylaşarak, toplumu harekete geçirerek, bildiklerini aktararak korumuştur. Kadının bilgeliği yaşamın sürekliliğinin sağlanması ve toplumsal özün korunmasının en temel gereği olmuştur. Kadının kurduğu, icat ettiği her şey toplumsal hafızaya kaydedilmiş, toplumsal kültür olmuş, insanlığı hep daha iyiye, daha güzele taşımış ve insanlık bunlarla korunmuştur.
Tanrıçanın klanı ilk toplum biçimidir. Bugünkü aile bireyini hem mülkleştiren hem de kendine bağımlılaştıran ailenin ve toplumun tersine, paylaşan, öğreterek var eden, insana insan olma özelliğini veren toplumsallıktır. Toplumun ahlaki yapısı ve politikasının belirlendiği ortamdır. İlk toplum klan, ilk öncü anadır. Ana tanrıça etrafında oluşan toplum eşitlikçi komünal ve yapılan her iş toplum lehine, toplumu savunma temelindedir. Aile, toplum bugün ana tanrıçanın klanının özünden ne kadar uzaklaşsa da hala kişinin ilk ahlak terbiyesini aldığı kişiliğinin oluştuğu ortamdır. Toplum hala bireyi korumaktadır. Ama sistemin kendi mikro kurumu haline getirdiği aile insanı köleleştirmenin temel kurumu rolünü oynamaktadır.
Ekonomi kadının toplumun beslenmesi temelinde ortaya çıkarttığı bir icadıdır. Ev yasası olarak somutlaşır tanrıça zamanında. Bugün ekonomi; topluma sömürünün en fazla dayatıldığı, sistemin insanları en fazla kendine bağımlı kıldığı bir kuruma dönüşmüştür. Ama beslenme ve barınma elbetteki insanlığın olmazsa olmaz bir ihtiyacıdır. Ahlak ve politika tüm bu kurumsallaşmaların ilkelerini, yürütülme tarzını ifade etmektedir. Tüm bu kurumlar insanlık tarihi boyunca hep var olmuşlar, dünyanın neresine gitseniz hala toplumun varlığı için temel kurumlardır. Ana kadının kurduğu toplumsal kurumlar, bugün egemen uygarlıklar tarafından özünden uzaklaştırılmıştır. Ama gerçek özleri anlamıyla insanlık için hala yaşamsaldırlar, insan olmanın farkının sürmesinde belirleyicidirler. Tanrıça Star insanlığın ilk aşaması olan toplumsallığı kurduğu ilk kurumlarla korumuştur. İnsanlık Ona sadece varlığını değil, yaşamını sürdürmek için gerekli olan her şeyi borçludur. Aşk tanrıçası olması toplumu korumasından, topumla olan birlik ve bütünlüğünden gelmektedir. Tüm sevginin merkezidir. En sevilendir. Herkesin yanında yakınında olmak istediği, gücünden güç alınan anadır O. Toplumu koruyandır. Topluma verdikleri nedenliyle inanılandır. İnanç aşkın zirvesidir. En derin sevgi inanmaktır. Tanrıca emeğiyle yarattıklarıyla insanların inancını kazanandır.
Devam Edecek…
