Aşk tanrıçası aynı zamanda neden savaş tanrıçası oldu. Savaş ve aşk nasıl bir araya geldi, Onun kimliğinde bu iki zıt kavram nasıl aynı anda var oldu.
Savaş ve aşk bir arada olur muydu? Toplumun temel değerlerine saldırıların başladığı erkek egemenliğinin gelişim gösterdiği döneme geliyoruz. Erkek kadının üretimine saldırıyor. Ev yasasını(ekonomi) bozuyor, kurnaz adam, ev hırsızı olarak toplumun ürettiği değerleri çalıyor. Aileyi mülkleştiriyor, ilk egemen kişi baba, ilk sömürü kurumu ise baba figürü tekelinde gelişen ataerkil aile oluyor. Kadının toplumu koruyan, kollayan özelliklerini de babaya yaftalıyor. Toplum; kültürün, ahlakın ve politikanın temeli olmaktan çıkıp iradesiz köle bireylerin yetiştiği devletin sömürü alanına dönüyor.
Ana kadının ilk savaşı buna karşıdır. Tanrıça Star, aşk tanrıçalığının yanında savaş tanrıçası olma unvanını toplumu savunma amaçlı verdiği mücadele ile kazanır. Star kelimesi bugün birçok dilde yıldız anlamında kullanılmaktadır. Bu en eski tanrıçanın yaptığı evrensel işlerin yıldızlar katında kutsal tutulması ve tanrıçanın yıldızlarla bir tutulmasının o günden bugüne gelmesidir. Aynı zamanda Star kelimesi Kürtçe ’de halen “savunma” anlamında da kullanılmaktadır. İnsanlar zor anlarda “Ya Star” diyerek ana tanrıçaya sığınmakta yardım ve savunma istemektedir.
Yine bugün karanlık gecelerin lanetli kadını olarak anılan tanrıça Lilith köleleştirmeye karşı büyük bir direniş gösteren tanrıçadır aslında. Hem en zorlu anlarda hem de en mutlu anlarda Lilit’in çağrılması olan “tilili” bugün hala Kürt kadınlarının hayatın karşılarına çıkardığı tüm zorluklarda ve mutluluklarda dillerindedir. Aynı zamanda Kürt kadınının özgürlük gücü olan kadın gerillalarının “tililisi” düşmanın yüreğine korku ve onları yenemeyecekleri duygusunu salarken, yoldaşlarına ise muazzam bir direnme gücü vermektedir. Bu bir ritüel haline gelmiş de diyebiliriz.
Mitoloji çağı, erkeğin hırsızlığı icat etmesinden sonra, kadın ve erkek arasındaki savaşları anlatır. Tanrıça Ninhursag’ın çalınan “104 Me”leri (icat, yasa) ve bunları geri alma savaşı tarihteki ilk öz savunma mücadelesidir. Enki’nin Ninhursag’ın bahçesinden sekiz kutsal meyveyi çalması ve bunun sonucunda sekiz hastalığa yakalanması mitolojisi oldukça çarpıcıdır. Bu, tanrıçanın lanetiyle yakalanılmış hastalıklardır. Tanrıçanın laneti büyük ihtimalle ikisi arasında çıkan savaşta Enki’nin sekiz ölümcül darbe alması anlamındadır. Diğer bir mitolojik hikâye ise, İnanna’nın kız kardeşini ziyarete gidişini fırsat bilerek tanrıçanın her şeyine el koyan Dumuzi’nin lanetlenmesidir. İnanna o kadar öfkelidir ki, Onu lanetleyerek ömür boyu, her yılın altı ayında yerin altında kalmaya mahkûm eder.
Tarihte bildiğimiz en büyük ve en eski savaş ise Tanrıça Tiamat ile Tanrı Marduk arasında yaşanmıştır. Tanrıça çok büyük bir ordu toplamıştır, Marduk ise tanrıçanın bu yenilmez ordusuna karşı tüm tanrılara vaatlerde-tehditlerde bulunarak hepsinin desteğini arkasına almıştır. Savaş sonrası tek tanrılaşarak bunları yerine getirmemiş, sömürüyü tüm tanrılara dayatmıştır. Bu ilk savaş bu günkü iktidar oyunlarının bir ilk örneği olarak çarpıcıdır. Tanrıça çok kendine güvenlidir, içine çektiği nefesle Marduk’u dünyanın dışına fırlatma kudretindedir. Marduk bu anda kılıcıyla tanrıçayı ortadan ikiye böler ve kendi yaratılış destanını bu olayla başlatır. Elbette eşitliğin, komünalitenin kurucusu ve yürütücüsü olan tanrıçayı ortadan kaldırmadan, Marduk egemenliği tam anlamıyla kurulamazdı. Bu nedenle Marduk kendi varlığını bu olaya borçludur. Marduk bu savaştan sonra kendi varlığını evrenin varlığı ile özdeşleştirecektir. Artık evreni, doğayı, tüm tanrıları yaratan tanrıça değildir, tanrıçanın ölümü tanrı kültünün yaratılışının temelidir. Ama yine de yaratım maddesi tanrıçadır bunu da unutmamak gerekir. Tanrıça olmasa Marduk evreni yaratacak madde bulamazdı demek ki. Bu bile tanrıçanın yarattıklarını çalmış olmanın itirafı anlamına gelir. Tiamat ve Marduk savaşı haksızın komployla kazandığı ve sömürü savaşlarının zirveleştiği çağın başlangıcını ifade etmektedir.
Kadınlar erkek egemen zihniyetin komünal topluma saldırısı karşısında iki bin yıl boyunca direnmişlerdir. Mitolojik anlatımlardan da anlaşıldığı üzere kadın ve erkek arasındaki savaş iki bin yıl sürüyor. İki bin yıl erkek egemenliği çeşitli kurnazlıklarla kadın emeğine el koymaya çalışmış kadın buna karşı toplumu ve komünal değerleri savunmuştur. Erkek egemenliğin tanrıçanın renkli ve eşit yaşam kültürü üzerine egemenliğin karanlık gölgesini getirmiştir. Fakat kadın direnişi tarihin hiçbir çağında durmamıştır. Kadınlar her fırsat buldukları anda erkek egemenliğine isyan etmişlerdir. İki bin yıllık direniş, kadın için bir hak savaşı ve öz savunmadır, erkek için ise sömürü sağlama aracıdır. Artık kadının toplumu savunma anlayışına karşı, kurnaz erkeğin toplumu sömürme çizgisi doğmuştur. Öz savunmaya karşı gasp ve talan saldırıları dönemi başlamıştır. Egemen zihniyetin başlamasıyla birlikte savaşan güçler iki zıt uç olarak şekillenir. Bir tarafta toplumu, kadını, komünaliteyi savunan öz savunma güçleri, diğer tarafta ise toplumu, kadını ve tüm insanları köleleştirerek öz değerlerine el koyan gaspçı güçler arasındaki bir savaştır bu.
Toplumları topyekün kendi egemenliklerine alma esası üzerine kurulmuş olan uygarlıkların ortaya çıkışıyla birlikte tarih; demokratik uygarlık ve egemenlikli uygarlığın birbirine paralel şekildeki akışına tanık olmaktadır. Egemenler tarihi kendileriyle başlatırlar. Egemen uygarlık egemenlerin toplumlar üzerindeki saltanatının da başlangıcıdır. Bu nedenden ötürü bugün dünyadaki tüm egemen güçler insanlık tarihini egemen uygarlıklarla başlatırlar. Oysa demokratik uygarlık insanlığın ilk kültürüdür, egemenlikli uygarlık çağı boyunca da hep var olmuş ve baskı ve sömürüye karşı toplumu ve öz değerlerini savunmuştur. Demokratik uygarlık toplumun öz savunması olarak hep direnmiştir. Demokratik uygarlık ana tanrıça öncülüğündeki özgür toplum çizgisinin egemen uygarlığa karşı kendisini savunma direnişi olarak hep süregelmiştir. Bu mücadele, savaş çizgisi olarak da egemenlerin sömürü savaşlarına karşı halkların öz savunma direnişleri olarak süregelmiştir. Egemenlik çizgisi Marduk’dan, Sargon, İskender, Cengizhan, Sezarlara kadar sürerken, öz savunma direnişi Tiamat’tan, Spartaküs, Hektor, Zenubya, Jan D’ark ve Beritanlara kadar sürmektedir.
Devam Edecek…
