HPG

Kurdistan Halk Savunma Güçleri

Kapitalist modernite, ilk ortaya çıktığı 16. yüzyıldan günümüze kadar insanlık tarihini çok yönlü ve derinden etkileyen küresel bir sistemdir.

Bu sistem küresel olarak ekonomik büyüme, teknolojik ilerleme ve yaşam standartlarının yükseltilmesi gibi önemli kazanımlara vesile olmuş olsa da toplumsal alanda sosyolojik açıdan ciddi olumsuzluklara da yol açmıştır. Kapitalist modernitenin toplumsal alandaki bu karanlık yüzünü yabancılaşma, eşitsizlik, çevresel tahribat ve kültürel homojenleşme gibi temel başlıklar altında incelemek; modernitenin günümüz dünyasında ortaya çıkardığı insan ve toplum modelini kavramak, derinlemesine analiz etmek ve olası çözümler noktasındaki muğlaklığı aşmak açısından oldukça önemli bir eşiktir.

1-       Yabancılaşma: İnsanın Kendinden Kopuşu:

Karl Marx’ın kapitalizm eleştirisinin merkezinde yer alan yabancılaşma, modern toplumun en temel sorunlarından biridir. Kapitalist üretim ilişkileri işçiyi ürettiği üründen, emeğinden, meslektaşlarından ve hatta kendisinden koparır. İşçi, üretim sürecinin sadece bir parçası hâline gelirken ürünün yaratıcısı olmaktan uzaklaşır. Bu durum anlam kaybına, motivasyon eksikliğine ve psikolojik anlamda bir buhrana yol açar. Günümüzde ise bu yabancılaşma, sömürülen işçiden öte, tüketici kültürünün yarattığı kimliksizliğe ve bireyin kendini gerçekleştirememesine kadar geniş bir yelpazede kendini gösterir. Yani eskinin toplumsal ve bütüncül üretim ilişkileri, yerini tamamen bireyselleştirilmiş, toplumsal düzlemden koparılmış ve sınıfsal eşitsizliğin oldukça uç bir boyuta geldiği bir üretim düzlemine bırakmıştır. Sistem üretimi tekelleştirerek toplumun genelini her an tüketime dayalı bir psikolojiye sürüklemiştir. Bunu da insan ihtiyaçlarına temelden yön vererek ve aslında seçimleri kendi istediği yönde yaptırarak sağlamıştır. Bu durum toplumdaki üretim ve tüketim dengesini büyük ölçüde bozarak dünya üzerindeki temel besin maddelerinin giderek daha az bulunur olmasına ve bu temel maddelere herkesin ulaşamadığı bir durumun ortaya çıkmasına neden olmuştur.

2-       Eşitsizlik: Zenginleşen Azınlık, Yoksullaşan Çoğunluk:

Kapitalist modernite, zenginliği giderek daha az sayıda insanda yoğunlaştırmıştır. Gelir ve servet dağılımındaki adaletsizlikler toplumsal huzursuzluğu artırırken yoksulluk döngüsünü olanca hızıyla sürdürür, hatta giderek daha şiddetli hâle getirir. Eğitim, sağlık ve konut gibi temel haklara erişimdeki eşitsizlikler fırsatları kısıtlar ve sosyal hareketliliği engeller. Küreselleşmeyle birlikte bu eşitsizlikler uluslararası boyuta taşınmış, gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkeler arasındaki uçurumun derinleşmesine neden olmuştur. Yani her bireyin, her toplumun ve tüm insanlığın ortak değerleri olan temel insan hakları bazılarına verilirken çoğunluğa verilmeyebilecek bir hâl almıştır. Bu, temelin ve onun üzerine kurulan binanın birbirinden ayrılmasına, kopmasına ve zamanla temelin çürümeye bırakılmasına neden olmuştur. Herkesin hakkı olan değerlerden yoksun bırakılmak, insanlığın çoğunluğu için bir kader hâline getirilmiştir. Bunun yarattığı etkiler zincirleme biçimde psikolojik sorunlar yaşayan bireylerin ortaya çıkmasına ve böylelikle toplumsal birliğin hızla tahrip olmasına neden olmaktadır.

3-       Çevresel Tahribat: Gezegenin Sınırlarının Aşılması:

Kapitalist modernitenin en yıkıcı sonuçlarından biri çevresel tahribattır. Büyüme odaklı ekonomik model, doğal kaynakların sınırsızca sömürülmesine ve kirliliğin artmasına yol açmıştır. İklim değişikliği, biyoçeşitlilik kaybı, su kıtlığı ve toprak erozyonu gibi küresel sorunlar, kapitalist üretim ve tüketim biçimlerinin sürdürülemez olduğunu açıkça göstermektedir. Gezegenin taşıma kapasitesinin aşılması gelecek için ciddi riskler oluşturmaktadır. İçilebilir su rezervleri hızla tükenmekte; birinci derece tarımsal üretime elverişli araziler giderek yapılaşmaya, maden aramalarına ve sanayi tesislerine ayrılmakta, doğal besin zincirindeki aksaklıklar artırılmaktadır. Şöyle ifade edersek: Tarımsal üretimin yapıldığı alanda sulamayla bir döngü sağlanır. Bu döngüde hem besin zinciri korunur, topraktaki elementlerin insan yaşamı için açığa çıkması sağlanır hem de doğadaki hava dengesi korunmaya çalışılır. Tabii ki bunların doğal bir sistem içinde yapılması gerekir. Ancak günümüzde zirai ilaçlamalarla bu denge bozulmaya yüz tutmuştur. Bu da yetmezmiş gibi bu araziler doğal döngüden tümüyle çıkarılmakta ve yerine dengeyi bozacak etmenler sokulmaktadır. Bunun zincirleme biçimde insanın bütün yaşamı boyunca büyük tahribatlar yaratacağı açıktır. Bununla birlikte insan ömrü bu dengenin bozulmasına bağlı olarak giderek kısalmakta ve hastalıklar önemli ölçüde artmaktadır. Bütün bunlar doğaya yapılan müdahalenin ve kapitalist modernitenin eliyle gerçekleştirilen vahşi üretim dengesinin açığa çıkardığı olumsuz etkilerin sonucudur. Dünyamız, kapitalist modernitenin yarattığı tahribatlardan dolayı evrendeki dengenin korunmasındaki rolünü giderek kaybetmekte ve doğal afetlerin ortaya çıkışı hızla artmaktadır.

4-       Kültürel Homojenleşme: Yerel Değerlerin Kaybolması:

Kapitalist modernite, küreselleşmeyle birlikte kültürel homojenleşmeyi de hızlandırmıştır. Batı kültürünün toplumsal öğeler üzerinde kurduğu çok yönlü egemenlik, dünyanın geri kalanındaki yerel değerleri, gelenekleri ve dil çeşitliliğini tehdit etmektedir. Tüketim kültürünün hızla yaygınlaşması bireylerin kimliklerini ve aidiyet duygularını büyük ölçüde zayıflatırken kültürel farklılıkların da azalmasına neden olmaktadır. Bu durum toplumsal canlılığın azalmasına ve kültürel yoksulluğa yol açabilir. Peki kültürel yoksulluktan kasıt nedir? Kısaca özetlersek kültürel yoksulluk, bireylerin veya toplulukların sahip olmaları gereken temel kültürel kaynaklara ve becerilere erişimlerinin eksikliği durumunu ifade eder. Bu kavram, ekonomik yoksulluğa benzer biçimde, maddi olmayan alanlardaki dezavantajları vurgular. Kültürel yoksulluk yalnızca bilgi veya sanatsal yeteneklerin olmaması anlamına gelmez; aynı zamanda kültürel kimlik, toplumsal değerler, gelenekler ve toplumu var eden sosyal sermaye gibi unsurların eksikliğini de kapsar. Bu durum, tektipleştirilmiş ve zamanla duyguları köreltilmiş bir insan tipolojisinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

 

5-       Bireyselleşme ve Toplumsal Bağların Zayıflaması:

Kapitalist modernite, bireyciliğin yükselişiyle birlikte toplumsal bağları büyük ölçüde zayıflatmıştır. Rekabetçi bir ortamda insanlar birbirleriyle iş birliği yapmaktan ziyade rekabet etmeye yönelirler. Yani insanlar, birbirlerini var eden değerlere sarılmak ve bir bütünlük kurmak yerine bireysel kimliklerin ve aidiyetlerin öncelendiği bir yaşamı yeğlerler. Bundan dolayı toplum dediğimiz olgu giderek zayıflar ve bireyin kendi toplumsallığına bırakılması durumu yaşanır. Bunun en belirgin örneği, daha 5-10 yıl öncesine kadar toplumun birçok kesiminde var olan imece üretim usulünün artık çok ender rastlanan bir durum hâline gelmesidir. Aile kurumunun değişmesi, komşuluk ilişkilerinin azalması ve sivil toplum örgütlerinin etkinliğinin düşmesi toplumsal dayanışmanın azalmasına ve toplumdaki fertlerin birbirlerine yabancılaşmasına neden olur. Bu durum bireylerin yalnızlaşmasına ve sosyal izolasyona yol açar. Yani toplumun ölümü, bireyin sakat doğuşu gerçekleşir.

Sonuç olarak kapitalist modernite, insanlık için önemli kazanımlar sağlamış olsa da toplumsal alanda ciddi olumsuz etkilere yol açmıştır. Yabancılaşma, eşitsizlik, çevresel tahribat, kültürel homojenleşme ve bireyselleşme gibi sorunlar, modern toplumun sürdürülebilirliği için önemli tehditler oluşturmaktadır. Bu nedenle kapitalist modernitenin eleştirel biçimde değerlendirilmesi ve daha adil, eşitlikçi ve çevreye duyarlı alternatiflerin geliştirilmesi gerekir. Gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak için ekonomik büyüme odaklı modelden uzaklaşarak insan merkezli ve sürdürülebilir bir kalkınma anlayışını benimsemek zorundayız. Nitekim bunun somutlaştığı alternatif, sadece demokratik ulusa dayalı demokratik modernite sistemidir. Önder Apo bu sistemi en somut hâliyle ortaya koymakta ve toplumun ölümden kurtarılması için neden yegâne çare olduğunu bütün yönleriyle açıklamaktadır. Demokratik modernite, yukarıda saydığımız etkilere karşı daha yaşanabilir, daha sürdürülebilir ve herkesi kapsayan bir sistem olarak kapitalist modernitenin yarattığı tahribatları ortadan kaldırmanın yolunu sunmaktadır. Hâlihazırda kültürel yoksulluk, beraberinde kimlik kavramını neredeyse yok etmiş durumdadır. Ortaya tek bir kimlik çıkmaktadır; o da liberal kimliktir. Bundan çıkış sancılı olacaktır ve yaşanan tahribatlar kolayca ortadan kaldırılamayacak düzeyde olsa da bu alternatif sistem, azimli bir çaba ve toplumsal bütünlükle uygulanabilecek tek sistemdir.