Tarih boyunca en insani talepleri reddedilen Kürt halkının hem kendi halkıyla hem de bütün dünyayla bağı kesildi. Kendisini ifade etmesinin bütün yolları kapatıldı ve yok oluşa terk edildi.
Ancak Kürt halkı tarihin hiçbir döneminde bu uygulamalar karşısında baş eğmedi, umutsuzluğa düşmedi ve çözüm yolları aramaktan vazgeçmedi. İnsanlık tarihinde birçok toplumu etkileyen en önemli aşamalardan biri kuşkusuz 1789 Fransız Devrimi'dir. Bu devrimin etkisiyle sonraki dönemlerde birçok ulus bağımsızlık hakkını elde etti ve esas olarak bir sonraki yüzyılda dünyadaki büyük imparatorluklar, özellikle Osmanlı İmparatorluğu, yıkılışa doğru gitti. Kürt halkı da bu haktan mahrum kalmamak için birçok girişimde bulundu. Bu girişimler bir yandan silahlı ayaklanmalarla yürütüldü ve çok sayıda kişi bunlara öncülük etti; diğer yandan basın çalışmalarıyla aydınlanmacı ve bilimsel değişimler geliştirildi. Kürt halkı kuşkusuz yüzyıllardır bilimle karşı karşıyadır; ancak Kürt bilimi ve aydınlanması birçok dönemde Kürt halkına yarar sağlamadı. Çünkü egemenlerin sistemi, Kürdistan toprağında tarih sahnesine çıkan bütün değerli deneyim ve bilgileri kendisi için aldı ve Kürdistan halklarına karşı kullandı. Fransız Devrimi'yle yayılan uluslaşma düşünceleri ancak halkların kendilerini tanıması, kabul etmesi ve kendilerine sahip çıkmasıyla gerçekleşebilirdi. Bu da en fazla basın yoluyla sağlanabilirdi. Basın Ortadoğu'da 17. yüzyılda yayılmıştı. Bu adım Kürdistan'da da 18. yüzyılda atıldı. Bu adıma ilk öncülük edenler Bedirxan ailesiydi. Bedirxan ailesi Kürdistan'da çok geniş bir ailedir. 22 Nisan 1898'de Mısır'ın başkenti Kahire'de, ilk Kürtçe gazete olan 'Kürdistan', Mîqdat Mîthat Bedirxan tarafından çıkarıldı. Kürtler için ilk kez Kürtçe bir gazete yayımlanıyordu; bu gazete Kürt halkının aydınlanmasının başlangıcı oldu. Bu gün hâlâ Kürt Gazeteciliği Günü olarak kutlanmaktadır.
Bu girişim kuşkusuz Osmanlıların onayıyla gerçekleşmişti. Osmanlı Devleti o dönemde Kürt halkına bazı imkânlar vermezse, bu halkın da diğer halklar gibi bağımsızlık düşüncesine yöneleceğini biliyordu. Bu nedenle hem Kürt halkı üzerindeki etkisini sürdürmek hem de Kürt hareketinin önünü kesmek için gazetenin çıkarılmasına izin verdi. Bu gazete Kürt halkının kimliğini ve Kürt dilini geliştirmede bir temel oldu. Başlangıçta dönemin koşullarına göre gazetenin 15 günde bir çıkarılması planlandı. Ancak zorluklar nedeniyle zorunlu olarak ayda bir yayımlandı. Gazete ilk bölümünde amacını, halkı Kürt kimliği konusunda bilinçlendirmek ve onu sanatla ve gelişmeyle buluşturmak olarak açıkladı. Kürdistan Gazetesi ilk üç sayısını bütünüyle Kürtçe yayımladı. Kürt halkı bu gazeteye sahip çıktığı için gazete de Kürt halkının bilinçlenmesinin bir parçası olmak istedi. Bir süre sonra Osmanlı Devleti gazeteyi yasakladı; ancak gazete uzun süre gizli yollarla Kürdistan'a ulaştı. Osmanlı Devleti gazete aracılığıyla Kürt halkı içinde bir hareketin başladığını görünce, dağıtımına karşı büyük önlemler aldı ve gazeteyi dağıtanlara ağır cezalar verdi.
Bu cezalara rağmen gazetenin içeriği tek bir amaç taşıyordu: Kürt halkını bilinçlendirmek, eğitimin gerekliliğini anlatmak ve halka haklarına sahip çıkmayı öğretmek. Bu amaç bir sayıda şöyle dile getirildi: 'Kürtlere acıyorum; Kürtler birçok halktan daha anlayışlı ve zekidir, merttir, dinlerinde doğru ve sağlamdır, güçlüdür; yine de diğer halklar gibi ne eğitimlidir ne de zengindir...'
İşgalcilik, halkların bilinçlenmesi ve hakikatin yayılması karşısında en büyük korkuyu yaşar. Bu korku tarihin her döneminde kan emici iktidarların kaderi olmuştur. Osmanlı Devleti de bu korkuyu yaşadı ve önlem almak istedi. Ancak Kürt halkı bir kez hakikatlerin farkına varmıştı. Kürdistan Gazetesi kapatıldıktan sonra farklı adlarla gazeteler yayımlanmaya devam etti. Bu gelişme, Apocu Hareket ortaya çıkıncaya kadar yaklaşık iki yüzyıl sürecekti. Çıkarılan her gazete temelde Kürdistan'ı aydınlatmayı hedefledi ve bunun için çalıştı.
1908 yılında İkinci Meşrutiyet ilan edildi ve ardından Osmanlı İmparatorluğu'nun siyasal ve toplumsal yaşamında büyük değişimler başladı. Kürt halkı da bu dönemde değişimlerden yararlanmak istedi ve harekete geçti. 5 Ekim 1908'de 'Kurd Teavûn û Terakkî' adlı gazete yayımlandı. Gazetenin sorumlusu, gerçek adı Süleymaniyeli Tevfik Bey olan ünlü şair Pîremêrd'di. Gazete, Kurd Teavûn û Terakkî Cemiyeti'nin adını taşıyordu. Bu ad 'Kürt Yardımlaşma ve İlerleme Gazetesi' anlamına geliyordu. Gazete dokuz sayı yayımlandı.
Kürt gazeteciliği yeni düşünceler ve yeni adlarla Kürdistan yaşamındaki yerini giderek güçlendirdi. Bu çalışma yalnızca adların değişmesiyle değil, içerikte de gelişti. O dönemde çıkarılan bazı gazete ve dergiler şunlardır:
Jiyan Gazetesi 1926'da yayın hayatına başladı ve 1936'ya kadar Süleymaniye'de yayımlandı. 553 sayı çıkarılan gazete, 1938'de devlet makamlarınca kapatıldı. Bu gazeteyi de Pîremêrd çıkardı.
Jiyan Gazetesi kapatılınca Pîremêrd onun devamı olarak Jîn adlı gazeteyi çıkardı. Pîremêrd, yaşamını yitirinceye, yani 1950 yılına kadar gazetenin çalışmalarını sürdürdü. Gazete ondan sonra da devam etti. Toplam 1700 sayı çıkarıldı ve 1963'te kapatıldı.
Gelawêj Dergisi de 1941-1950 yılları arasında Kerkük'te yayımlandı.
Çıkarılan bir diğer dergi 'Rojî Kurd'du. Bu dergi, Kürt halkı içinde öfke yaratmak amacıyla İttihat ve Terakki anlayışını eleştirdi. O da dönemin hükûmetinin saldırılarına uğradı; dört sayıdan sonra yayınına ara verildi ve adı 'Hetawî Kurd' olarak değiştirildi.
Birinci Dünya Savaşı sırasında ulusal hareketler arttı. Bu savaş can kayıpları açısından çok büyük ve kötü bir savaştı; ancak bilimsel bakımdan ve ulusların bilinçlenmesi açısından çok büyük etkiler ortaya çıkardı. Bu dönemde ulusları bilinçlendirmeye yönelik gazete ve dergiler çoğaldı. Jîn Dergisi de bu dönemde çıkarıldı. Tealî Kürdistan Cemiyeti'ne bağlı olan dergi, 1918 yılında yayımlandı.
Çıkarılan bir başka dergi Hawar'dı. Bedirxanî kardeşler Kamûran ve Celadet Bedirxan tarafından 15 Mayıs 1932'de Şam'da yayımlanmaya başladı. Dergi düzenli biçimde çıkarılamadı; mevcut koşullar yayını üzerinde etkili oldu. Toplam 57 sayı yayımlandı ve 15 Ağustos 1943'te sona erdi.
Görüldüğü gibi Kürt halkının bilinçlenmesi başlamış ve bütün saldırı ve baskılara rağmen bu gelişme sürmüştür. Ancak bu girişimler Kürt halkının tamamına ulaşmamış, uluslaşma düzeyinde ortak bir düşünce oluşturmak her defasında eksik kalmıştır. Kuşkusuz bu eksikliğin birçok nedeni vardır ve bu nedenlerin etkileri çok büyüktür.
Apocu Hareket'in ortaya çıkışıyla, elde edilen deneyimler üzerinde geniş ve derin bir kültür oluşturuldu. Kürt basını Özgürlük Hareketi'yle daha çok biçim kazandı ve Kürdistan tarihinde birçok öncünün emeğini doyurucu ve değerli bir sonuca ulaştırdı. Basın çalışmaları Özgürlük Hareketi'nin başlangıcından bugüne kadar Kürdistan'da büyük bir mücadele alanı oldu. Kürt halkı özgür kimliğiyle kendisinin farkına vardı; Kürt dilinin bütünlüğü ve ona sahip çıkma konusunda da büyük bir kalkan oldu. Kuşkusuz bu kültür kolay kurulmadı. Bu uğurda büyük bedeller ödendi. Serxwebûn Gazetesi'nin kurucularından Şehit Mazlum Doğan'dan Tûfan Sefqan'a kadar yüzlerce şehit verildi. Bu şehitlerin her biri, hakikat Kürdistan'da egemen olsun ve Türk işgalciliğine karşı özgürlüğü sahiplenme ruhu Kürt halkı içinde yayılsın diye anbean çalıştı, ter döktü, en büyük zorluklar içinde fedai bir duruşla hakikate sahip çıktı ve düşmanın karşısında durdu.
Dağ basını, fedaileriyle Kürt halkının tarihine damgasını vurdu. Bu kahramanların her biri, çalışmanın yeterli bir sonuca ulaşması ve gerilla mücadelesinin her yönüyle topluma taşınması için büyük emek verdi. Yalnızca basın çalışmalarında değil, gerilla yaşamının ve mücadelesinin bütün işlerinde fedai bir duruşla yer alıp büyük rol oynadılar. Şehit Bêrîtan ilk dağ basını üyelerindendi; bunun yanında tim komutanı olarak sorumluluk üstlendi ve efsanevi eylemiyle tarihin sayfalarına girdi. Xelîl Dağ fedakârlığı ve coşkusuyla yalnız basın çalışmalarında değil, her çalışmada öncülük etti. Armanç Kerboran kalemiyle basın çalışmalarına büyük emek verdi, daha sonra eyalet komutanı olarak kahramanca savaşıp şehadete ulaştı. Şehit Arjîn basın çalışmasında nasıl ter döktüyse savaş alanında da değerli bir komutan olarak yer aldı ve şehit oldu. Şehit Elî Kanîroj, Şehit Xelîl Dağ'ın değerli bir öğrencisi olarak dağ basını çalışmalarına birçok yönden yenilik getirdi. Bunun yanında Botan Sahası'nda hareketli tim komutanı olarak rol üstlendi. Şehit Zerdeşt çelik yürekli bir gerilla çalışanı ve komutanıydı; çalışmalarına büyük bir ciddiyetle yaklaştı ve adımlar attı. Dağ basınının birçok başka şehidi de çok yönlülükleriyle çalışmalara renk kattı. Bu, dağ basını çalışmalarının birçok alanda gerilla yaşamı için büyük bir temel olduğunu ve bu yönde çok büyük emek verildiğini gösterir. Mesele yalnızca kamera kullanmak, bir ses kaydetmek ya da bir yazı yazmak değildir; esas mesele bütün araç ve yöntemleri hakikatin hizmetine koymaktır. Ortada bir hakikat vardır; bu hakikate karşı saldırılar ve zorluklar, sevgi, üzüntü, sıkıntı ve sevinç vardır. Bunları o anda izlemek ve paylaşmak, aynı zamanda tarih yazmaktır. Dağ basını buna öncülük etti ve bugün de aynı biçimde rolünü sürdürmektedir.
En temel mesele şudur: Kürdistan dağlarında basın alanı düşmana karşı büyük bir kalkan oldu ve bu alanda yürütülen çalışmalar düşmana ağır darbeler vurdu. Bu nedenle Türk Devleti, bu çalışmada yer alan kahramanları her zaman hedef alıp şehit etti. Ancak her şehadette onlarca kahraman onların yerini aldı ve özgürlük arayışı eskisinden daha güçlü gelişti. 10 Temmuz 2018'de Türk Devleti yine büyük bir saldırganlıkla dağ basınının sesini kesmek ve ona ağır bir darbe vurmak istedi. Bir hava saldırısı sonucunda Kürt halkının üç kahramanı, Elî Kanîroj, Helgurt Bagok ve Xemgîn Amed şehadete ulaştı. Bu fedailerin şahsında bütün dağ basını şehitlerini anmak için bu gün, Halk Savunma Güçleri Merkez Karargâh Komutanlığı tarafından Dağ Basını Günü ilan edildi.
Bu gün, yaşamını hakikat uğruna feda eden bütün can fedalarını tanımlar. Adları değişse de amaçları, istekleri, duyguları ve düşünceleri her zaman hakikatin izini sürmek olanları anlatır. Şehit Elî Kanîroj, Helgurt Bagok ve Xemgîn Amed'in şahsında, Mazlum Doğan'dan bütün dağ basını şehitlerine kadar uzanan anıyı dile getirir. Bu gün, hakikatin takipçilerine ve gerçeğin gözleri olan dağ basını şehitlerine sahip çıkma günüdür. Ancak onlar gibi bakmak, görmek, dinlemek ve hakikati yazmak bu güne anlam kazandırabilir. Bu nedenle bu günü anlamlandırmak her bireyin temel görevidir.
Bu kahramanlar duruşlarıyla, yüreklerindeki coşkuyla, her koşulda hakikatleri anlatarak ve hakikatin takipçileri olarak tarihe damgalarını vurdular. Mücadeleleri ve kameralarıyla hakikatin dili ve eylemi oldular. Onların şahsında hakikat bugün bütün bentleri yıktı ve özgürlük arayışı taşıyan herkese ulaştı. Anılarını büyütmek ancak hakikatin gerçek bir takipçisi olmak ve miraslarına sahip çıkmakla mümkündür.
