HPG

Kurdistan Halk Savunma Güçleri

“Sosyalizm kadının özgürleşmesinden geçer.” Önderliğin bu sözünü her birimiz kaç defalar duymuşuzdur, okumuşuzdur. Hiçbirimizin itiraz etmediği ve doğruluğunu bildiğimiz bir gerçek olarak sürekli yaşamımızda bu söylenmiş gerçeği ifade eder dururuz.

Yalnız bir gerçek sadece söylendiğinde yaşam bulmuyor, o gerçek hayata geçirdiğinde yaşandığında ancak yaşam buluyor. Yaşam bir oluştur zaman içerisinde akar, zaman da o oluş içerisinde var olur. O zaman, senin yaşamın ve o yaşamın içerisine sığdırdığın tüm oluş hallerindir. Sosyoloji işte o oluş halinde sana, bilinç, anlayış, biçim, davranış ve hareket katan varoluş gereği olan ötekiyle bir araya gelme ve kurduğun ilişki biçimindir. Varsın artık, seni ifade eden bir gerçek oluşmuştur. Ve o oluşun ilk hali, yaşamı sürdürebilme farkındalığına dayanan gerçeğin içine doğduğundur. İnsanı toplumsal bir varlık kılan dayanak yaşam denilen şeyin insan için nasıl yaşanacağıdır. İnsanlık bunu toplumsallaşarak ve bu toplumsal formun temel yaşam dayanaklarına dayanarak sosyalistçe örgütlenmenin sosyolojisini kendiliğindeki kendinde olan insan özüne dayanmaktadır. İnsanlığın en uzun başlangıcı komün örgütlenmesidir. İnsanın varoluşunda birey olma var olduğu gibi yaşamı anlama birey olmayla başlar. Bireyin kendini bilmesi, içine doğduğu doğaya dayandığı gibi kendisini doğuran anaya dayanmasından gelir. Bilme, içine doğduğun doğayı tanımayla başlar. Yani içinde gözünü açtığın ananın toplumsal doğasını bilmeyle, öğrenmeyle başlar. Doğanın, ananın canlılığının yaşamın canlılığı olduğu anlamını kendinde bilmeye başlarsın. Varsın, canlısın, yaşıyorsun ve yaşamak için nasıl ve ne gerekli, işte bunlar anlam arayışın olmaktadır. Bu canlılığa, bu yaşama, duyduğun saygı ve kattığın, katacağın anlam seni doğuran var kılan yaşama yaklaşımın olmaktadır. Sen doğanın uzantısısın kendinden ve kendiliğinden var olmamışsın, bir ilk nedenin olmuştur ve sen ondan var olmuşsundur. Her birimiz bir kadının, bir ananın varlığından var olmuşuzdur. İlk başlangıçta yaratan ve yaratıcı ana kadın iken, tarihin yazıyla başladığı bir zaman diliminde özgürlüğüne ve bedenine el konuldu. Özgür olmayan bir varlığın kendinden yani bedeninden yaratacağı varlık veya varlıklar nasıl ve ne kadar özgür olabilir? Bir ceninin anne karnında yaşadığı evreler olan dokuz aylık süre, evrenimizin oluşum aşamalarına benzetilmektedir. Ve bir de çocuk anneden doğduktan sonra ve anne bakımından uzaklaştığı süreye kadar insanlığın ilk evrelerindeki tüm özü kendinde taşıdığı da gözlemlenebilir. Doğduğunda çocuk anneyle arasındaki bağ olan göbek bağı kesildiğinde bağlı olduğu annenin bakımına, sevgisine, eğitimine bağlı olduğu gerçeği insanın toplumsal bir varlık olduğu gerçeğinde kaybolmayan öz olarak her zaman ve her çağda kendini koruyabilmiştir. Çocuk belirli bir yaşta anneye bağımlı olmamaya başlasa da var oluşu ondan gelmektedir. Toplumsallaşmamızı sağlayan bizleri besleyip, eğitip yetiştiren anamızdır. Toplumsal gerçeği o ilk özden öğreniriz. Çocuk bilmek, öğrenmek, tanımak ve denemek ister. Öğrendiğini, edindiğini, tanımaya çalıştığını denemek ve uygulamak ister. Çocuğun ilk hali, saf, temiz, sade, dürüst, güveni, tercihi, merakı ve gelişimi devlet sınırlarına çarpmadan önce doğal toplum dediğimiz ananın komünal toplumun ilkselliğindeki sosyalist yaşamla bezenmiştir. Günümüzün ulus devlet sınırları içerisinde ananın çocuğunu yetiştirdiği toplum, kendi köleliği üzerinde kurulmuş olsa da var olan temel toplumsal değerlerdeki muhteşem birikim öz süreçlerini bağrında taşımaktadır. Çocuk anayla sınırlı olan dünyanın dışına çıkmaya başladığında, ananın içerisinde olduğu durumla ve toplumla tanıştıkça çelişkileri birikir soruları çoğalır özgürlükleri sınırlanır korkuları artar ve artık ananın başka bir yetiştirme tarzıyla yüz yüze kalır. Ana artık içerisinde özgür olmadığı topluma, egemen, baskıcı cinsiyetçi milliyetçi, bencil ve bireyci sistemine bir birey daha dahil etmeye başlar. Hepimizin hikayesi burada koptuğu gibi dünyanın da hikayesi burada kopar. Çocuğunu içerisine dahil ettiği toplum, elinden alınmış bir toplum olduğunun farkında bile olmayan bir kadın gerçeği karşımıza çıkar. Çocuğunu yetiştirdiği bu toplum bildiğini sandığı tek gerçeklik olarak ezelden ebede buymuş gibi inandırıldığı ve inanmaya devam ettiğinden çocuğunu da buna inandırmaya çalışır. Buna rağmen ilk toplumsallaşmayı oluşturan anacıl toplum kültüründe ve bu kültürü oluşturan özden tümden kopmayan yüzde yirmi beşlik oranında kalmış olan özün ana ve çocuğu arasındaki ilk yetiştirme evresinde kurduğu doğal bağla korumaktadır. Komünal toplumdan gelen ilk kök hücre, var olanın yok olmadığını, olmayanında var olamayacağını ana çocuk diyalektiğinde göstermektedir. Bunun farkına veya bilincine önderlik daha çocukluk yıllarında varmıştır. Ve bizlerin de farkındalığını oluşturmak için çözümlemelerinde sürekli kendi çocukluğunu ve annesiyle yaşadığı çelişkileri anlatmıştır. Bir ulusun toplumu özgür değilse yitirilmiş, altüst edilmiş ve kendilik olmaktan çıkarılmış kadının içerisinde olduğu gerçeği daha çocukluk yıllarında temel bir çelişki olarak görmüştür. Kürt halkının ulusal kurtuluş mücadelesi için kurduğu ve kurucusu olduğu PKK’yi bu temel zihniyete dayalı örgütleyip inşa etmiştir. Ulusal özgürlük sorunu olan Kürtlerin özgürlük sorununa adım atan Önderlik, bir ulusun bir toplumun bir kültürün veya kimliklerin özgürlük sorununun tarihsel temel çelişkisinin kadının köleleştirilmesiyle sorunsallaştığını çocukluk yıllarında hissetmiştir. Kürt halkının özgürlüğünün kadının özgürlüğünden geçeceğini özgürlük sorununun eşitlik ve adalet sorunlarından daha derin olduğunu ve toplumların özgürlüğünün kadının özgürleşmesiyle sağlanacağını ve bunun da ancak sosyoloji ile sosyalizmin birleşmesiyle olacağını çözümlemiştir. Kadının köleleştirilmesi ve kadının köleleştirilmesiyle etrafında örülen kastik hiyerarşinin devletli toplumu, komünal toplum değerleri olan sosyalist yaşamın gasp edilmesinin sonucunda gerçekleştiğini tarihsel tez olarak demokratik toplum paradigmasında ortaya koymuştur. Toplumsal tarih boyunca iç içe geçen sosyolojiyle sosyalizm Kapitalist modernitenin ulus devlet paradigmasıyla birbirinden olabildiğince uzaklaştırılmıştır.

Sosyoloji ve sosyalizm ilişkisi nedir? Sosyalizm neden en doğru sosyolojidir? Sorularına doğru cevabı vermek veya vermeye çalışmak içerisinde olduğumuz demokratik toplum sürecini daha iyi anlamamızı ve uygulamamızı sağlayacaktır. İnsan toplumsal (sosyal) bir varlıktır. Neden insan toplumsal bir varlıktır sorusuna birkaç yerden bakılabilir. Doğadaki diğer varlık türlerine göre insan, zayıf olmasından veya hayatta kalmanın zorunlu koşullarından ya da biyolojik yapısından gelen doğal olarak olması gerekenin bu olduğundan mı toplumsallaşmıştır, yoksa bu görüşlerin ve de fazlasının toplumsallaşma için geçerli olduğudur. İnsanın sosyolojik olarak toplumsal örgütlenmesi ve kültürel değerler yoluyla ilişkileri yaşamı şekillendirmiştir. Bu anlamıyla Sosyolojinin doğuşunda sosyalizm önemli bir rol oynar ve olması gerekendir. İnsanın ilk örgütlenmesi demokratik sosyalist bir komünal örgütlenmedir, yani ahlaki politiktir. İnsanı insan yapan anlam dünyası sosyalistçe örgütlenmiştir. Ötekiyle kurduğu ilişki paylaşımı tüm varlıklarda var olan devamlılık ve yaşamı sürdürülebilirlik istenci varoluşsaldır. Doğanın bir parçası olma ve doğadan gelen bağ özgürlüğün kendinden gelen bilinci toplumsallaşmayla güç kazanmıştır. Birlikte üretim ve paylaşım ve iş ve görev dağılımı kolektif üretimin kolektif paylaşımının açığa çıkardığı örgütlenme şekli ortak karara dayalı en iyisini en olurunu ve en olabilirini uygulamaya dayanan yönetim tarzını açığa çıkarmıştır. İş ve görev dağılımı herkesin yeteneğine, gücüne, becerisine ve sorumluluk üstlenmesine dayanan bu eğilim bireylerin yetenek ve becerisinin yaşamı daha güzelleştirmesine geliştirmesine dayanmaktadır. İşsiz, güçsüz, yeteneksiz ya da yapmamazlık gibi bir durum söz konusu olmamaktadır. Ekonomi, politika ve yönetim anlayışı doğayla uyum ve ortak yaşam zihniyetine dayanmaktadır. Toplumsal insanın demokratik sosyalizmi toplumun en uzun tarihsel sosyolojisi olduğu, kalıtımsal olarak değişen her çağda çağın modernitesinin ilk nedeni olmuştur. Kastik yapılanma devletli topluma geçişiyle kasta dayalı zihniyet inşacısı olan aristokratik egemenler, ezel, ebed ideolojisi olan tanrısal güç yoluyla toplum üstü iktidar elitizmini bir sosyoloji olarak dayatmaktalar. Bu sosyoloji o gün bu gündür toplumun tüm değerler birikimine sızarak, birçok biçim alarak sosyalizm ve sosyoloji arasındaki mesafeyi açmıştır. Sonuç olarak toplumun ilk değerleri ve temel sosyoloji demokratik modernitenin temel yapı taşlarıdır.

Her çağda toplumun sorunlarına yönelik farklı çözüm önerileri gelişir. Bazı çözümler belirli değerlere dayanırken, bazıları yeni değerlere ve anlayışlara yönelir. Her çağın modernitesi toplumların nasıl örgütlendiğini, insanların birbiriyle ilişkilerini, değerlerin önemini ve toplumsal davranışları belirleyen sosyolojik dinamikleri içerir. Bu dinamikler modernitenin ortaya çıkmasına katkıda bulunur. Kapitalist sermaye toplum dinamiğinde gizlenip ortaya çıkan modernitede özel mülkiyet, bireysel kazanç ve rekabete önemli rol verir. Özellikle ulus-devletin merkezi otoritesi ekonomiyi kontrol etmek için kullanılır. Kapitalist modernitede devletin otoritesi güçlenir ve ulus devlet kavramı belirginleşir. Bu kavrama yüklenen ideoloji özgürlük, eşitlik, adalet vurgularıyla ön plana çıkarılır. Bireysellik vurgulanır ve ekonomik fırsatlar elde etmek için insanlar teşvik edilir. Kapitalist modernitede ulus devlet merkezi otoritesi güçlenen bir yapıya dönüşürken bireysellik vurgusu daha bir artar. Bu bireysellik toplum içerisindeki ilişkileri zayıflatır ve toplumsallığı azaltır veya ortadan kaldırır. Özgürlükten kopuk bir özgürlük vurgusu hiçbir çağda kapitalist modernitede ulus-devlet kadar merkezi otoriteyi oluşturmadı. Kastik aristokrasi yapılar toplum dinamiklerini geçmişte tanrısal güçle manipüle ederken, kapitalist modernitede ulus-devlet ideolojik manipülasyonuyla toplumu gönüllü kölelere dönüştürmektedir. Başlangıçta komün sosyolojisi yaratımları üzerinden tanrısal güçle devleti oluşturan kastik hanedanlar, çağın demokratik modernite eğilimini ulus-devlet inşasıyla kapitalistleştirip kendi ideolojisine mal etmiştir. Toplumsal değerleri topluma karşı iktidar alanlarına katarak zihniyet inşasıyla toplumsal kutsalları, özünden çıkararak örmeye ve genişletmeye devam etmektedir. Kastiğin hanedanı, ailenin egemenlik merkezi, grup veya grupların hakimiyet alanları her zaman iktidar alanları üretmiştir. 19. ve 20. yüzyılda kapitalizme karşı verilen sosyalist mücadele toplumsal değerleri kapitalizmin egemenlik sahasından çıkarıp yeniden topluma devretme iddiasıyla yola çıkmıştı. Kapitalizmin sınıf temelli ulus devleti yerine sınıf temelli sosyalist bir ulus devlet inşasıyla sosyalizmi nihayete vardırmak isterken, iktidar ve egemenlik alanlarında gizli bekleyen kastik zihniyet ulus devletin merkezi devamlılığı sağlanmış oldu. Sınıfa dayalı iktidar üreten sosyalizm demokratik komünalist sosyolojinin modernitesini açığa çıkaramadı.

PKK’nin önderlik gerçeğinin ortaya çıkardığı Kürt sosyolojisi ve demokratik modernite paradigması, günümüze kadar ulaşan sosyalist değerler birikiminin toplumsal mücadele ekseni, her zaman yaşam diyalektiğinin değişmez özü olmuştur. İlk çıkış koşullarından günümüze kadar demokratik sosyalist bir hareket olan Apocu Komünalist Yoldaşlık Hareketi, Önderliğin demokratik toplum manifestosu ışığında değişim ve dönüşümü, eleştiri-özeleştiri çözümlemesiyle karşılamıştır. Demokratik toplum süreci ve önderliğin demokratik toplum manifestosunu okuyup anlama ikinci yılına girdi. Sosyalist bir hareket olarak sosyalist kişiliğin inşası PKK’nin en büyük mirası olmuştur. Ve buna rağmen sosyalist kişilik inşası mücadele ve süreklilik istemektedir. Her ne kadar yukarıda açımlamaya çalışmış olsak da insan sosyolojisinin sosyalist bir öze sahip olması, değişmeyeceği anlamına da gelmemektedir. İlk var olan özün birikiminden karşıtına dönüşen eğilim, inkara dayalı baskı ve gaspa dönüştü mü özgürlük alanı kısıtlanır, buralardan türeyen davranış kastik veya aristokratik bir sosyoloji oluşturur. Bu sosyoloji komün ve devlet çelişkisinden günümüze kadar yeniden ve yeniden kendini toplumun dinamiğinde oluşturur. Önderliğin sosyolojiyle sosyalizm artık buluşmalı söylemine baktığımızda, sınıf çelişkisiyle çözümlenmeye çalışılan tarihsel diyalektik yöntemi karşıtların birbirini yok etmesi veya yer değiştirmesinin zorunlu bir koşul olarak yorumlanmasından çıkarılması gerektiğini anlamak da olabilir. Komün, ana kadının toplum formu olduğundan, burada oluşan değerler ve bu değerlerin yapısal işlevseliği kadını ve oluşturduğu toplumu köleleştirip el koymayla yapısal değişime uğradı. Kastik katil yapılanması devlete bürünerek toplum üstü bir biçime dönüştü. Kadının özgür olduğu ve kadının köleleştirilmesiyle özgürlüğünü kaybeden toplum, toplumsal değerlerin yapısal dönüşümüyle işlevsellik kazanır. Her çağın toplumsal değişim ve dönüşümü sosyalizmdeki temel değerler (özgürlük, eşitlik, adalet ve toplumsal dayanışma) yapısal dönüşümün temel dinamiği olduğundan sosyoloji aynı zamanda sosyalizmdir diyebiliriz. Bu yapısal-işlevsel dinamikler toplum adına toplumun özgürlük, refah ve güvenliği esaslı söylemler ile çarpıtılıp kastik aristokratik yapıların politik ve ekonomik çıkar esaslı merkezi otoritenin iktidar alanının hizmetine koşulmaktadır. Kapitalizme karşı mücadele ulus devlet modernitesiyle böyle bir süreci yaşamıştır. Sadece sınıf çelişkisiyle ve sadece sınıfların yer değiştirmesiyle merkezi otorite ortadan kalkmıyor. Toplumsal dinamik sosyalizmin temel kavramlarına sosyolojik işlevsellik kazandırarak arası açılmış mesafeyi kapatabilir.

Bilimde gelişen devasa birikim (pozitif anlamda) toplumun bilmelerine bakış açısı kazandırmaktadır. Yanlış inşa edilmiş bilmeler kapitalist moderniteyle mücadele eksenini kapitalizmin çıkarına kırdırmaktadır. Yanlış hayat doğru yaşanmaz sözü burada önem kazanmaktadır. Kadını köle olan toplum, ilk yanlışla doğru yaşanmayacağını hangi çağda olursa olsun, kapitalizmin liberal özgürlük anlayışında hiç yaşanmayacağını bilmezlikten gelemeyecektir. Gölgelenmiş insanlık tarihi bir süreklilik içerisinde büyük emek, fedakârlık ve bedeller vererek toplumun öz dinamiğini bu çağa taşıdı. Tarihsel mirasın toplamsal deneyimi yarım asrı dolduran PKK’de vuku buldu. Beş bin yılın tüm kastik merkeziyetçi egemen ve toplum kırımcı zihniyetiyle savaşımını yarım asra sığdıran Kürt sorunu PKK gerçeğinde önderliğin demokratik modernite paradigmasıyla derinliğine çözümlendi. Yarım asır kesintisiz devam eden özgürlük mücadelesi yürütülürken, sadece ezilen sömürge bir ulusun özgürlük savaşını yürütmedi, başta kadının, ulusların, ezilenlerin, inançların, doğanın ve doğadaki canlıların özgürlüğü önündeki engelin mücadelesini verirdi. Ve bunu en iyi bilene öncü, devrimci veya adanmış denmesi bir hafızayı gerektirdiği gibi bu hafızadaki birikim, devamlılık özden gelen inanış ve güvene dayanılarak gelişti. Sosyalist mücadele gereğinin sadece bir devlete sığdırılamayacağı, özgürlük sorununu bir devlet daha çoğaltarak ortadan kaldırılmayacağını, ana tanrıçanın öz evladı olan önderliğimiz demokratik modernitenin demokratik ulus zihniyet inşasıyla toplum dinamiğine güç katmıştır.

PKK’ye katılan özgürlük savaşçıları gibi PKK’nin içerisinden çıktığı toplum ve halkımız önderliğin sosyalist kişiliğine ve bu kişiliğin açığa çıkardığı direniş geleneğinin yarattığı kültürden etkilenip güç kazandı. Sosyalizm kavramı ve bu kavram etrafında oluşturulmak istenen yaşama ilk başlarda teorik olarak (büyük bir kesimimiz) hâkim olmadığı gibi halkımızda çok da hâkim değildi. Sosyalizm, kavram olarak ne olduğu bilinmese de halkın ve militanların önderlikte ve temsil ettiği harekette gördüğü ve kendisini alakadar eden talep ve tutumun uyumu, davranış ve uygulamadaki sadeliğin sosyalizm olduğunu pratikte görmesi ve bilmesi, sosyalizm denilen şeyin aslında önderliği anlama ve uygulama olduğu ve olacaksa olması gereken yaşamın bu olduğuydu. Halkımızın önderliğe sonsuz güveni ve büyük bağlılığı, sadece halkın içerisinden çıkmış olmasına dayandığından kaynaklı olmadığı, ilk çıkış sürecinde ortaya koyduğu onurlu yaşamın nasılını yarım asırda değişmeden aralıksız, sürekli ve nefes nefese uygulayıp uygulatmasını içermektedir. Elli yıl halkla beraber halkın içinde ilk önder kadrolardan ve bugün katılan savaşçıya kadar, kim olduğu, ne için yola çıktığı kim için yola çıktığı bunun için ne gerektiği ne yapacağı ve ne yapması gerektiğinin mücadele gereğinin gerçekleşmesi halkımızla beraber ve halkın gözü önünde olmuştur. Halkımız bu önderliği ve yarattığı sosyalist yaşamı ve modernitesini tıpkı ilk başlangıçtaki önder kadrosu ve her katılan kadro adayı gibi mücadele içerisinde öğreniyor ve uygulamaya çalışıyor. Yani PKK bir parti olabilir ama PKK gerçeği bilinen salt bir parti olmanın ötesinde her zaman toplumsal bir özgürlük hareketi olmuştur. Bunun böyle olması önderlik gerçeğinin toplumsal kişiliğinden kaynaklanmaktadır. Önderliğin ilklerden sayılabileceği sosyalizmde ısrar insan olmakta ısrar kitabı, sosyalizm ve sosyalizmde neden ısrarı birey ve toplum sosyoloji gerçeğinin sosyalizmde anlaşılabileceğini toplumsal hakikatin tarihsel toplum çözümleme derinliğinden bilmektedir. Önderlik gerçeği, bilgiye dayalı bilmelerle tek başına oluşmadığı gibi bu gerçeği oluşturan yaşam tarzındaki uygulama tutarlılığı bütünlüğün toplam gerçeğin sonucunda oluşmuştur. İmralı adasında bile uyguladığı, yaşadığı ve oluşturmak istediği demokratik sosyalizmin yaşam tarzını her daim ve her yerde nasılını örneklerle bizlere ulaştırmaktadır. Nasıl yaşanmasını bilinmenin ve hatta bunu yaşadığını sanmanın tek başına yetmediğini, her koşulda, her zaman ve mekânda, her görev ve sorumlulukta ve hatta halkın sana verdiği yüklediği pozisyon ve sorumluluk ne olursa olsun ve kim olursan ol sosyalist yaşamın ve davranışın bükülmemesi gerektiği veya bükülecek zeminlerin açıkta kalmamasını anlatmaktadır. Bu toplumsal hareketin her kadro, militan ve gerillası ve hatta tüm Kürt halkı, önderlik gerçeğinin yaşam tarzını bilir. Emeğe ve değerlere nasıl yaklaşılması gerektiğini sadece anlatmaz olması gerekeni kendisi en iyi ve hakkını vererek uygular ve öyle öğretir. Bilip de uygulamayanlara, görüp de anlamayanlara, işine gelmediği için saygılı olmayanlara büyük öfke duyduğunu biliriz. İlk katılım ve eğitim günlerimize gidersek, yaşamı anlama ve saygılı olmanın güçlenme eğitimleri görülürken önderlik gerçeği ve önderlik gerçeğinin önder kadrolarından Şehit arkadaşların yaşam örnekleri sosyalist kişiliğin nasıl olduğu ve nasıl olunur anlatılır ve öğrenilirdi. Bugün de halen önderlik gerçeğini ve şehit yoldaşların gerçeğini sosyalist kişiliğin amentüsü gibi işliyorsak, sadece öğrenme ve gelişmenin bilgi biriktirmesi olarak değil yaşamsallaşmamış olan bilmelerin yaşama saygı yönünü güçlendirmenin bir yönü olarak görmeliyiz. Önderlikten gelen görüşme notlarında Önderliğin hangi kitapları okuduğunu, saat kaçta yattığını, kaçta kalktığını, zamanını nasıl geçirdiğini, ne giydiğini ve hatta ihtiyaçtan ötesinin fuzuli olduğunu montuna attığı dikişten, elindeki peçeteyi arkalı önlü kullanmasına kadar biliriz. Tüm bunlardan yola çıkarak Önderlik sahasında önderlikle kalan arkadaşlardan dinlediğimiz tutumluluk örneklerinin sadece bir tutumluluk örnekleri olmadığını neye inandığını ve neyi söylediğini sürekli yaşamak ve uygulama bilinci ve iradesini gösterme öğretisi olduğunu biliriz. Yeni savaşçıyken Önderlikle yaşayan arkadaşların anlattıkları bir anı özellikle Önderliğin dikerek giydiği mont örneğiyle aynıydı. Önderliğin sürekli giydiği çorabı o kadar yıpranmış ki ve o kadar dikiş atılmış ki bir gün bir kadın arkadaş artık önderlik bunu giymesin diye alıp çöpe atar. Önderlik bu çorabını bulmayınca çorabının peşine düşer, çorabı çöpe atan kadın arkadaş bunu Önderliğe anlatmaya mecbur kalır. Önderlik her şeye rağmen o çorabın daha giyilebileceğini ve o çorabın halkın alın teriyle alındığını bunun unutulmaması gerektiğini anlatır ve öğretir. İşte bu bilme, öğrenme, tutum davranış ve davranışlar sosyalizmi ve sosyalist teorimizi geliştirdiği ve güçlendirdiği gibi pratiğimizi de belirlemelidir.

Bu hareketin hiçbir zaman eğitimleri ne durmuş ne de koşullardan dolayı ara verilmiştir. On yılı aşan sürekli, kesintisiz ve çok yoğun savaş süreçlerinde bile eğitimlere ara verilmemiştir. Hatta askeri ve ideolojik eğitimler tüm dönemlerden daha fazla sistematik ve yaygın olarak geliştirilmiştir. 50 yıl süren mücadele dolu direniş, binlerce savaşçı gücünden oluşan bir toplumsallık geliştirdi. Önderlik, sömürge olan toplumu ve özgürlüğü olmayan eziklik psikolojisiyle büyüyen kadın ve erkekten, sosyalist bir sosyoloji inşa etti. Kim olduğunu tanımlayamayan, tanımsız bırakılan toplumu ve bireylerinden özgür düşünce zihniyeti inşa etti. Kendimiz olamadığımız bir toplumdan gelip de kendin için vereceğin özgürlük savaşımının nasılını kimle oluşturmanın pek de kolay olmadığını kendimizden bilmekteyiz. Önderlik, kendini bil, nasıl yaşayacağını bil ve bu bilmeyle nasıl savaşılacağını bilmenin eğitim yöntemini, yaşam tarzını ve ilişki biçimini geliştirdi. Birbirimizle kuracağımız ilişki, karşı cinsle kuracağımız ilişki, doğayla kuracağımız ilişki ve bu ilişki etrafında kurulan tüm değerlere saygının tutum ve davranışını yani ahlakını red ve kabulleri geliştirdi. Daha önce söylediğim gibi ilk öğrenmelerimizi duyarak, görerek, yaşayarak ve yaşanılanların örnekleri üzerinden öğrenerek bilmelerimizi güçlendirdik geliştirdik. Peki bugün gelişen bunca bilmelerimiz ve biriken bunca birikimlerimiz iradeli ve saygılı bireyler geliştirmede neden daha güçlenecekken gerilediğini düşünüyoruz. Eğitimsizlikten olmadığı için kişinin kendini konumlandırdığı yer ve sorumluluk üstlenme gelişmediğinden, kendisini örgüt görmeme yaşamı sahiplenme iradesini görememe, kurmak istediği yaşamı tahayyül etmeme ve yaşadığı yaşamı nasıl yaşadığını çok da bilmeme yaşamı zamanlara bölen geçicilik her birimizin oluşunun üzerinde çok etkili olmaktadır. Eskiden ne istediğimizi öğrenir yaşardık, şimdiyse ne istediğimiz bilip gereğini uygulamamak, kendini önceleyen hesapçı ve geçici ilişki tarzının iradeyi çoğaltmadığı merkeziyetçi güç ilişkilerini oluşturmaktadır. Önderlik kadına saygının sosyalizm olduğunu söyler. Kadına saygı ne üzerine gelişti veya gelişmeli? Kadına saygı nasıl kurulmalı ve ne anlamalı önem kazanmaktadır. Sosyalist ilişki çoğaldığında yapısallık ve işlevsellik çoğalır ve geçici güç dengelerinin ötesine geçirilip kurumsallaşır. Özgür ilişki sınırlı kalır yeterli görülür yaygınlaşmaz ve çoğalmazsa, kadına saygı geçici güç ve denge-duygu ilişkiselliğinde kurulur. Saygınlık ve saygının anlam içeriği nereden baktığınla kurulması varoluşsal özün dinamiğinde kurulmadığı anlamına gelir. Önderlik gerçeğine ve nasılına bakmak çok önemli örnek ve cevap içermektedir. Önderlik gerçeği var edilmek isteneni kurarken öze dayanan gücü geliştirip genişletme bilincine dayanan çoğalmayı büyütmüştür. Büyütülen saygınlık gücün çoğalarak birikmesiyle edinilen olandır. Yaratılan saygınlık temsil ettiğin var olan gerçekliğe dayanmaktadır. Kadın tek tek kendince kuracağı saygınlık bir şey olmakla beraber, kendinde geliştiremediği saygınlık bütünü etkilemektedir. Kadına yaklaşımdaki saygınlık sosyalist yaşam değerlerini temsil ettiği kadardır. Eğer bu halen zayıfsa sosyalizmin temel kavramları olan eşitliği, özgürlüğü, adalet yani vicdanı ve bir de komünalist kavramlara aynı anlamları yüklemiyoruz. Kavramlar ve onun uygulama yöntemleri esnetilmemelidir. Tabi burada kaba materyalizme düşmemek önemlidir. Sosyalizmi yapısal-işlevsel kılmak yaşamın devamlı oluş halleri mücadeleyi gerektirmektedir.

 

Devrimci selam ve saygılar.

Berbihiv Amed