HPG

Kurdistan Halk Savunma Güçleri

İnsanlık tarihi her zaman gelişim ve dönüşümle şekillenmiştir. İnsan doğası, toplumsallaşma olgusuna dayanan bir doğadır.

Toplumsal olaylar insanı büyük ölçüde etkiler; bu nedenle insanın tek başına yaşaması mümkün değildir. Bu çerçevede insan, neden ve nasıl yaşadığına dair sürekli bir çaba ve arayış içinde olmuştur.

Bu temelde insan, kendini, evreni, yaşamı ve çevresini tanıma arayışı içinde olmuştur. Bir tanıma, gelişmeye dönüşür; gelişme de örgütlü yaşam biçimine dönüşür. İnsan, doğal tıbbın keşfi, tarım, bilim ve dil gibi kazanımlarla bir gelişme düzeyine ulaşmıştır. Gelişme düzeyi ölçüsünde yaşamına anlam verir ve grubunun geçimini sağlar. Böylece ana-kadın kültürüne dayanan komün-klan yaşamı oluşur. Bu nedenle insanlar ana-kadının etrafında toplanır ve kadına saygı, hürmet ve mucizevi bir varlık olarak yaklaşır. Ana-kadın, günlük beslenmeye ilişkin politikasını sürekli bir üretime dönüştürür; bu da kadında barışçıl ve toplumu koruyan bir yaşam bilincini geliştirir. Böylece kadın, akışkan ve sürekli enerjisiyle komünal yaşam biçimini şekillendirir.

Bu komünal yaşam biçimine karşı bir karşı çıkış ortaya çıkar ve ilk komün ağır saldırılara uğrar. Erkek avcı gruplarının bilincinin gelişmesiyle kadın ile erkek arasındaki ilk çelişki başlar. Bu çelişki giderek büyür; toplum ile iktidar arasındaki çelişkiye ulaşır, yani Komün-Devlet ikiliğine dönüşür. Tarih boyunca bugüne kadar toplumsal hareketler, iktidar, baskı ve saldırılar karşısında sürekli hareket ve mücadele içinde olmuş; komünal yaşam biçimiyle kendilerini korumuş ve yaşamlarını sürdürmüştür.

Tarihçiler ve sosyoloji bilimleri (toplumbilim), toplumun tarihini tanımak ve toplum yaşamını günümüz açısından aydınlatmak için sürekli hareket ve arayış içindedir. Ancak pozitivist bilime dayanan Newton'un fizik teorisi, toplumların tarihini parçalar, kategorilere ayırır; yani insanları siyah-beyaz, işçi-patron, zengin-yoksul olarak bu şekilde birbirinden ayırır ve ayrı ayrı ele alır. Devlet sahibi olmuş ve devlet sahibi olmamış toplumlar ayrımı, gerçekleşmiş sosyalizmin sınıf savaşı teorisiyle çökmesine neden olur. Gerçekleşmiş sosyalizmin yöntemleriyle toplumu ve komünaliteyi korumaya çalışıyorlardı; ancak bu şekilde toplumu parçaladıklarının farkında değillerdi. Toplumbilimciler, bu toplumsal gerçekliğe göre hakikati parçalı bir biçimde tanımladılar. Ancak her şeyin dönüşüme açık olduğunu ve en küçük parçanın en güçlü, etkili ve belirgin parça olduğunu ortaya koyan kuantum biliminin gelişmesiyle, kuantum biliminin bu yeni biçimi birçok teoriyi değiştirdi; yani mekanik teorinin gerçekliğine son verdi. Çünkü yalnızca kanıtlamaya dayanan mutlakiyetçi yaklaşım, toplumun gerçekliğini aydınlatmaz. Toplumun hakikati ortaktır; yani toplum ne köledir ne de kapitalisttir. Önder APO, kendisini Sümer devleti biçiminde yenileyen kastçı katilin gelişerek günümüze kadar geldiğini ve toplumu ağır bir duruma soktuğunu tespit etmiştir. Bu şekilde toplumu komünal yaşamından uzaklaştırmaya çalışmıştır.

Komünal toplumsal sistem ile devlet arasındaki savaş giderek gelişir ve bu durum günümüze kadar da devam eder. Acaba devletçi zihniyet neden toplumsallaşmaya bu kadar karşı çıktı?! Acaba insan toplum olmadan yaşayabilir mi?! Kuşkusuz bu mümkün değildir. Toplumsallaşma, özünde insan olmakta ısrardır. Modern insanlığın gerçekleşmesi de en yüksek düzeyde insanlığa ulaşmak anlamına gelir; bu nedenle kişilikten ne istenirse istensin, insanlık sorumluluğuna ve görevine en yüksek düzeyde ulaşmalıdır. Demokratik sosyalizm de demokratik ulus sisteminin yol göstericisidir ve toplumu koruyan özgür insanlar yaratır.

Sevmek, birbirine sahip çıkmak, birbirini desteklemek ve birlikte danışmak, sorumluluk ruhunu en yüksek düzeyde geliştirir. Bu da sosyalist olmak anlamına gelir. O zaman toplumsallaşma, yani sosyalizm de özünde birey, toplum ve doğa arasındaki denge dualitesidir. Yani dualite, danışmak, çok renklilik ve çok görüşlülükle ortak bir yaşam paradigması kurmak demektir. Toplumsallaşmanın sırrı da demokrasi kültürünün kurulmasına bağlıdır. Toplumsallaşma da komünal yaşam biçimine dayanır.

O HÂLDE KOMÜN İNSANLAR İÇİN NE ANLAMA GELİR?! KOMÜN NEDİR?

KOM, Aryan dilinde topluluk ve bir araya gelme anlamına gelir. Komünalite de insanların ortak yaşamını ifade eder. Kürdistan toprağında ve Zagros-Toros kültürü temelinde gelişen komün üzerinden, acaba komün sisteminin bu topraklardan başladığı sonucuna varabilir miyiz?! Medlerin tarihi bunu doğrular: aşiret ve kabilelerin birliği yoluyla komünler birliğine ulaşılması, oradan dünyaya yayılan ve toplumsallaşmayı geliştiren en dikkat çekici örnektir. Komün, mülkiyete, baskıya ve sınıflaşmaya; cinsiyetçi, milliyetçi ve dinci zihniyete karşı çıkar ve iktidar karşısında başını eğmez. Despotlara ve iktidar sahiplerine karşı toplumun özünü korur. Bu uğurda ağır bedeller de öder.

Komün ile devlet arasındaki çelişki günümüze kadar devam eder. Bunun örnekleri de Birinci ve İkinci Dünya Savaşları ile Üçüncü Dünya Savaşı olarak adlandırılan günümüzün ağır savaşlarıdır. Üçüncü Dünya Savaşı'nda her türlü tehlikeli teknik kullanılır ve insanlar sınırsız bir biçimde köklerinden ve özlerinden uzaklaşır. Avcılıkla hayvanları öldürüp kanlarını içen iktidarcı erkek grupları, zamanla ana-kadının ürünlerine el koymaya başladı. Bu temelde vahşice topluma yönelmiş ve bu kez insanların kanını içmekte, kadınlara ve çocuklara saldırmaktadır. Sonuçta bu vahşi kapitalist sistem, üzerinde oturduğu ağacı kendi eliyle kestiğinin ve düşmesine az kaldığının farkında değildir. Bu ölçüsüz şiddeti ve vahşetiyle sistemini kendi eliyle yıkmaktadır. Kapitalizmin uygulamaları sonucunda şiddet, göç ettirme, yağma, öldürme ve tecavüz, bir kültür gibi, kanser hücreleri gibi yayılır. Bu uygulamalar, bilimin sözde en yüksek düzeyde geliştiği dönemlerde yaşanırken, nasıl olur da insanlar açlıktan ölür! Bunun örneği de Gazze, Suriye, Sudan ve Kürdistan'da yürütülen savaştır. Din ve mezhep savaşları, iç savaşlar ve soykırım sınırsız ve hesapsız bir biçimde gelişir.

Deyim yerindeyse toplum, kıyamet gününü kendi gözleriyle yaşamakta ve görmektedir. Tanrıça kadının etrafında gelişen, henüz açan bir çiçek gibi olduğu dönemlerinde topluma ve doğaya hizmet eden o bilimin, bugün iktidarcı erkek zihniyeti tarafından kadının ve toplumun elinden çalınması çok dikkat çekicidir. Nasıl olur da bu toplumsal bilim çalınır? Yalnızca çalınmakla da kalmaz; aynı zamanda bir güç gibi evrene, doğaya ve topluma karşı vahşice kullanılır.

Kuşkusuz birinci ve ikinci doğanın bu sistemi kendi üzerinde kabul etmesi mümkün değildir. Her zaman komün biçiminde yaşamış olan insanlığın tarihi, toplumsal tarihin klan ve komünden kabileye, aşirete, köye ve kent yaşamına doğru gelişmesiyle toplumsal biçimini almış ve sistemini kendisi yönetmiştir. Özünde kendini korumuştur. Hatta faşist ve talancı zihniyete karşı kendilerini korumak ve onun egemenliği altına girmemek için önce kabileler biçiminde dağlarda kendilerini korumuşlardır. Bu temelde, özünden uzaklaşmış olsa da kabile ve aşiretlerin komünal sistemi günümüze kadar bir gelenek gibi sürmüştür. Devlet toplumu ikiye böler; yani devletin kurulmasıyla ezilen ve egemen toplum oluşur. Bu zihniyet günümüze kadar kapitalizmin öncülüğünde iktidarcı erkek zihniyeti adıyla geliştirilmiştir. İdeolojisini ulus-devlete dayandıran kapitalist sistemin amacı, toplumu köksüz bırakmak, kendi hizmetine sokmak ve böylece onu tarihinden, kültüründen ve hafızasından uzaklaştırmaktır. Bu nedenle dünyanın dört bir yanında halklar bu sisteme karşı ayaklanmış, örgütlenmiş ve toplumsal özerkliklerini korumuştur.

Ana-kadın döneminden başlayıp tek tanrılı dinler yoluyla gelişen halk hareketlerine, Hristiyanlardan ve Müslümanlardan Zerdüştilere, Şeyh Bedreddin'e ve Karmatîlere kadar her hareketin amacı toplumu bilinçlendirmek ve örgütlemekti. Aynı zamanda komünal değerler temelinde komünal yaşam örneğini korumaya çalıştılar. Örneğin MÖ 870 ile MS 170 arasında sistemi yaklaşık 200 yıl devam etmiş olan Karmatî hareketinde toplum, komünal sistem biçiminde örgütlenmişti. Bu temelde kendi içlerinde özel mülkiyeti kaldırmışlardı ve komün içinde kadın öncülük yapıyordu. Komünal yaşam biçimi böylece yaşanır hâle geliyordu.

Aynı zamanda El-Medine sözleşmesi de vardır. Hz. Muhammed'in ilan ettiği bu sözleşme 48 maddeye dayanıyordu; en belirgin ve etkili maddesi birinci maddeydi. Bu da El-Muadele, yani toplumsal adalet maddesiydi. İkinci madde, bütün bileşenlerin bilimsel bir biçimde birbirini tanıması, birlikte yaşaması ve birbirine değer vermesi anlamına gelen El-Marifa'ydı. Üçüncü madde Aldifa, bütün dinlerin ve halkların El-Medine şehrinin savunulmasından sorumlu olması demekti. Bu da yaşamını ahlaki ve politik toplumun değerleri üzerine kuran komün anlamına gelir.

Yunan tarihinde de Sokrates'in kendini bilme felsefesi toplumun gündemine girer. Diyalog ve toplu sohbetler yoluyla bu tartışma bir araya gelmeye dönüşür. Sokrates bu bir araya gelmeyle insanların zihnini genişletir ve kendini sorgulama düzeyini en yükseğe çıkarır. Bu da özgür yaşam ve toplumsal ahlak düzeyinde, toplumun kültürünü ve varlığını sorgulamasını, komün biçiminde bir araya gelmesini ve toplumsallığını ahlaki ve politik değerler temelinde bilinçli yaşamasını sağlayan bir konuya dönüşür.

Ortaya çıkan bütün hareketlerin amacı, toplumun özünü ve ahlakını korumaktı. Toplumun gücüne dayanan halk hareketleri, doğal haklarını korumak için ayaklanmış ve mücadele yürütmüştür. Bu toplumsal hareketlerin amacı, kendi varlık ve kültür gerçekliklerine dayanıyordu. Bunun örneği de Fransa ve İspanya devrimleri ile İsviçre sistemiydi. Amaçları, modern yöntemlerle öncülük etmek, halkın taleplerini örgütlemek ve güvenli, özgür bir gelecek kurmaktı. Örneğin Fransa'da 1847 yılında köylülerin öncülüğünde iktidara karşı gelişen devrim. İşsizlik ve eşitsizlik nedeniyle, Ekmek ve İş sloganıyla toplumsal hareketler gelişti. Bu toplumsal hareketlerin o dönemde güçlü olduğu söylenebilir. 1870-1871 yıllarında yeniden ortaya çıkan Fransa devrimi, giderek bir kez daha toplumsal bir devrime dönüştü ve Paris şehrinde aktivistler tarafından bağımsız radikal komünler adıyla bir sistem ilan edildi. Paris Komünü sistemi, halkın iradesi temelinde kendini kurdu. İşçiler, kadınlar, gençler, çocuklar, doktorlar ve köylüler arasından demokratik seçimlerle komün üyeleri seçiliyordu. Komünün kuruluşunda en önemli nokta da öz savunmanın bütün komün üyelerinin temel meselesi olmasıydı. Din alanında herkes dinini yaşayabilir, fakat din bir siyasallaştırma aracına dönüşmemelidir. Ancak iktidar güçleri, Napolyon ile Almanya arasındaki ittifak sonucunda Paris Komünü'nü kuşattı ve Paris komünlerine vahşice saldırdı. Toplumsal hareketlerin güçleri boyun eğmemiş olsa da sonuçta 71 gün direnen Paris Komünü'nde yaklaşık 30 bin kişi yaşamını yitirdi. Bu komün çok kısa sürede saldırılara uğradı ve Paris Komünü sistemi bu şekilde yıkıldı. Acaba Paris Komünü'nün başarılı olamamasının nedeni neydi? En temel mesele, komünün otoritesinin kurulmamasıydı. İkinci nokta, komünün örgütlenmesindeki zayıflıktı. Ayrıca öncülük sorunları, demokratik yöntemlerin uygulanmaması ve sistemin genişletilmemesi de vardı. Bu nedenlerle Paris Komünü yıkıma uğradı.

Ekim Devrimi, yani, yani 1917 yılında Rusya'da gelişen Ekim Devrimi, toplumu geniş bir biçimde içine aldı, kadınların öncülüğünde komün biçiminde demokratik sistemi geliştirdi ve her yönden kendi kendini yönetti. Bu sistem bir örnek oldu ve bütün dünyada çok büyük bir etki yarattı. Özellikle teori ile pratik arasında dengeli bir birlik kuran eğitim sistemi, en etkili örneklerden biri oldu. Tarım ve komünal yaşam alanlarında, ulusal savaş ve uluslararası hareketlerin desteklenmesi alanlarında da bu devrim en güçlü örnek oldu. Ancak bu devrimin, onca bedel ve büyük emeğe rağmen başarılı olamamasının nedeni bir araştırma ve sorgulama konusudur. Acaba bu sistem neden yıkıldı?! Yorumladığımızda yıkılışın nedenlerinin şöyle olduğunu görüyoruz: Birincisi, kapitalist sistem ile modernite arasındaki farkın görülmemesi. İkincisi, toplumun ulus-devlet zihniyeti ve yöntemleriyle yönetilmesi; bu da dayanışmanın oluşmamasına neden oldu. Üçüncüsü, kendi ekonomisini ve sanayisini kurmak için kapitalist sistemle rekabete girilmesi. Dördüncü nokta ise bürokratik bir tarzda hareket eden, benmerkezciliği esas alan ve her şeyi yalnızca Sovyetler için esas alan öncü kadroların duruşuydu. Bu da Sovyet devriminin içeriden çürümesine ve yıkılmasına neden oldu.

İsviçre bilmecesi: Dağlarda ve köylerde yaşayan halk, günümüze kadar demokratik sistemiyle tanınır. İsviçre tarihi, merkezi sisteme karşı çok sayıda mücadele yürütmüş toplumsal hareketlere dayanır. Bu temelde hem iç savaşlarda hem de iktidar sahiplerine karşı mücadele ettiler. Komün ya da kanton olarak adlandırılan sistem, devrimcilerin öncülüğünde köylerde, yüksek yerlerde kurulmuştu. 1847 yılında bir anlaşma sonucunda demokratik anayasa kabul edildi. Bu temelde çok uluslu, çok dilli ve çok dinli bir sistem, demokratik sistemin şemsiyesi altında resmen ilan edildi. Uzun yıllar demokrasiyi esas alan İsviçre sisteminin demokratik ulus sistemine yakın olduğu söylenebilir. Ancak en önemli mesele, kendi içinde sınırlı kalmış olması ve sistemi bütün dünyaya taşımamasıdır. Bu nedenle bir devrim halkın katılımıyla ne kadar gelişirse gelişsin, demokratik toplumsal sistemin örgütlenmesine dönüşmezse, o zaman özünde sonuç iktidar olacaktır.

İskoçya örneği: Önderlik, İskoçya sistemini demokratik ulus sistemi olarak tanımlar. 1998 yılında İskoçya yerel yönetim olarak ilan edildi. Halkların haklarını tanıyan bir anlaşma temelinde, demokratik siyasetin yürütülmesi ve halkların kültürü esasına göre kendini örgütler. İskoçya sistemi, tarih ve demokratik yönetim açısından özerk sistemiyle bilinçli bir modeldir.

Ayrıca coğrafi ve ekonomik alanda, özellikle de orada bol miktarda bulunan petrol ve doğal gaz sayesinde, doğal olarak ekonomisini de özerk biçimde yönetir. İskoçya, yerel sistemi ve yönetimi esas alan bir role sahiptir. Özellikle sağlık, adalet ve kültür alanlarında karar sahibidir. Ancak savunma, yani genel güvenlik ve dış politikanın belirlenmesi alanlarında İngiltere parlamentosu karar sahibidir. 1999 yılında örgütlenen ve yerel düzene dayanan İskoçya'nın parlamenter sistemi, kendi iç güvenliğini örgütler. Ayrıca sosyal adalet, sağlık ve belediyecilik alanlarında kendini özerk biçimde örgütler. Bunun yanında, o örgüt ya da meclis en yüksek yasama organıdır; eğitim, hizmetler, çocuk kurumları, yerel yönetim, ayrıca yol yapımı, spor, kültür ve sanat kurumları temelinde, kendi özerk ekonomisi ve vergi toplama yoluyla kendini örgütler. Siyasi yönetim alanında da belediye ile yerel yönetim arasında bir ilişki vardır. Belediye konseyinin görevi; eğitim alanında, örneğin eğitim politikasının belirlenmesi, çocuk kurumları, yaşlılara yönelik kurumlar, spor, kütüphaneler ve mali kaynakların belirlenmesi konularında, gerek İngiltere genel parlamentosundan sağlanan kaynaklarla gerek kendi özerk mali kaynaklarını belirleyerek görevini yerine getirmektir. Belediye yönetiminin üyeleri halkın iradesiyle seçilir. Hukuk sistemi alanında kendi hukuk sistemini özerk biçimde yürütür. Üniversiteler ve akademiler alanında da özerk bir sisteme sahiptir ve bu sistem bütün dünyada tanınır. Ancak eğitim sisteminin onaylanması İngiltere parlamentosu aracılığıyla gerçekleşir. Aynı zamanda İngiltere ve İskoçya kurumları, örneğin savunma kurumları, dış ilişkiler ve ekonomi kurumu, aralarındaki ilişkilerde ortak biçimde çalışırlar. Ancak İskoçya kurumları İngiltere sistemi içinde yer almaz. Yerel sistem de bağımsızdır, fakat ulusal savunma alanında herkes sorumludur. Halk konseyinin rolü ise yerel yönetim ile halk arasında danışma alanındaki rolünü oynamaktır. Ancak karar verme gücüne sahip değildir. Siyasi partiler alanında bütün siyasi partiler sistem içinde kendi rollerini oynar ve İngiltere genel parlamentosunda temsil edilirler. Bu temsilciler aynı zamanda İskoçya parlamentosunda ve yerel yönetimde yer alır ve rollerini oynarlar. Kadın ve gençlik hareketleri, kadın hakları ve cinsiyetler arasındaki eşitlik için harekete geçerler. Gençlik hareketleri ayrıca tartışmalar yürütür ve önerilerini İngiltere parlamentosuna gönderirler; son karar orada alınır. İskoçya parlamentosu ile İngiltere parlamentosu arasındaki ilişki de paraleldir. Kendi kararlarını kendisi alsa da bazı konularda en son kararı İngiltere parlamentosu verir. Genel olarak İskoçya sistemini değerlendirdiğimizde, demokratik ulusun bir modelini temsil ettiğini görürüz. Çünkü birçok kültür, birçok dil, din, inanç ve kültür bir arada yaşar. Bu temelde halk kendi iradesini düzen içinde ne ölçüde temsil ederse demokrasinin gücü o ölçüde güçlenir ve devletin iktidar rolü etkisizleşir. Aynı zamanda devlet + demokrasi modeli kurulur.

Geçtiğimiz yıllarda Arap ülkelerinde Halkların Baharı ayaklanmaları dalgası Tunus, Mısır, Lübnan ve Suriye'de gelişti. Ancak ne yazık ki devletçi iktidara karşı ortaya çıkan halk ayaklanmaları, bu ayaklanma ve başkaldırılar halkın elinden çalındı ve iktidar savaşlarına dönüştü. Bu şekilde halkların devrimleri amaçlarından uzaklaştı ve artık temel bir dönüşüm gerçekleştiremedi. Yani toplumsal, siyasal, sanatsal ve ruhsal devrimi, öz savunmayı gerçekleştiremediler. Bu nedenle halkların baharı halkların kışına dönüştü ve artık devrim gerçekleşmedi.

Kürt halkının özgürlük hareketi, Önder APO'nun felsefesiyle devlet zihniyetine karşı komünal yaşamı yeni bir formülle, yani Devlet+Demokrasi biçimiyle ortaya koyarak zihniyet devrimi gerçekleştirdi. Bu yeni paradigma, komünalite sistemine dayanır; yani demokratik sosyalizm ideolojisini ifade eder.

Günümüzde toplumsal sorunlar, ekonomi, göç ettirme, saldırılar, kadın-erkek sorunları ve aile sorunları alanlarında giderek derinleşmektedir. Ancak mevcut sistem ve modeller bu sorunlara çözüm olamamaktadır. Bu nedenle toplumun özüne dayanan bir sisteme ihtiyaç vardır. Yani komünal modele ihtiyaç vardır. Önder APO'nun Demokratik Komünler Birliği olarak tanımladığı komünal model, toplumun doğrudan yönetimini esas alır. Bu sistem de şu temelde kurulur: 1-Özgür Yurttaşlık, 2-Demokratik Toplum, 3-Geniş Bölgesel Yönetim; somut biçimiyle belediyeciliktir. Bu yeni model sorunları tek tek yeniden ele alır ve çözüm yollarını bulur. Bunu komünal ve ortak yöntemlerle gerçekleştirir. Komün, modern projeleri ve halkın iradesiyle kapitalist sistemin zihniyetine karşı kendini örgütler ve demokratik bir biçimde kendini yönetir. Donmuş kalıp ve yasalardan uzak, etik-estetik yöntem ve ilkeleri kendisi için esas alır. Demokratik toplumsal siyaseti yürütme biçimiyle devlet ve iktidar zihniyetini boşa çıkarır.

Komün, demokratik komünal sistemin inşasının temelidir. Önderlik de şöyle der: “Toplumsal alanın kök hücresi komüne dayanır. Komün, toplumsallaşma anlamına gelir. Sağlık, eğitim, dil, kültür, tarih ve spor; her alanda komünler kurulacaktır. Muazzam bir ölçekte dil, tarih ve felsefe komünleri kurulabilir.”

Ayrıca aile, aşiret ve kabile, komünal sistemin temel bileşenleridir. Ahlaki ve politik toplum kavramı, devlet kavramının karşısındadır. Bunun örnekleri bugün yeryüzünde de pratiğe geçirilmiştir; örneğin Kuzey Kürdistan, Güney Kürdistan, Mexmûr, Şengal ve Rojava'da bu toplumsal model belli bir düzeye kadar uygulanmıştır. Özellikle Kuzeydoğu Suriye'de eğitim, toplantılar, seminerler, diyalog ve kültür ile dilin geliştirilmesi yoluyla devrime güçlü bir katılım sağlandı. Baas sistemi karşısında halk belli bir bilinç ve örgütlülük düzeyi kazandı ve zorlu bir mücadele yürütüldü. Ayrıca benzersiz bir mücadele ve direniş sonucunda özsavunma gücü, güçlü ve geniş kapsamlı biçimde oluşturuldu. Kuzeydoğu Suriye halklarının bu savunma gücü, uzun yıllar Baas rejimine ve DAİŞ çetelerine karşı direndi. Bu temelde Rojava ve Kuzeydoğu Suriye halkları, demokratik toplumun Özerk Yönetim düzenini bütün dünyaya ilan etti. Böylece toplumun yönetimi için komünler düzeni örgütlendi. Toplumun temelinde, mahalle, köy ve kentlerin örgütlenmesiyle komün sistemi örgütlendi. Halk ilk kez kendi iradesiyle komünlerini yönetti, temsilcilerini kendisi seçti. Kendi özerk yönetim düzenini yürüttü. İlk deneyim olsa da kendini yönetme sistemi yürürlüğe girmiştir ve Kürtler, Araplar, Çerkesler, Ermeniler ve Asuriler gibi Kuzeydoğu Suriye'nin bütün bileşenleri kendi iradelerini kendileri temsil etmektedir. Müslüman, Hristiyan, Alevi ve Êzîdî din ve inançları özerk yönetim düzeni içinde temsil edilmektedir. Bu nedenle her bileşen, kendi doğal sorumluluğuyla toplumsal sözleşme temelinde uzlaşmakta ve kendi özerk yönetim sistemine sahip çıkmaktadır. Ancak bu, komün sisteminin inşasının amacına uygun biçimde örgütlendiği anlamına gelmez. Bu temelde değerlendirebileceğimiz yetersizlikler şöyledir: komünler düzenine stratejik olarak bakılmaması, yani taktik bir yaklaşımın gelişmesi. Ayrıca komün sisteminin tam olarak hayata geçirilmemesi. Yani kurumların tüm üyeleri kendi mahallelerinin ya da köylerinin komün düzeni içinde yer almamaktadır. Bu durum, bütün kurumlar ile komünler arasında bir kopukluk oluşmasına neden olur. Kurum üyeleri ayrıca kendilerini komünlere karşı sorumlu görmemektedir. Bu da kaynağını komünler düzeninin iyi anlaşılmamasından alır. Köyde ya da mahallede bir komünün üyesi olan kişi, aynı zamanda başka bir kurumun ya da örgütlenmenin de üyesi olabilir. Komünler ile kurumlar düzenini birbirinden koparmak, pozitivist bir yaklaşım anlamına gelir. Bu da toplum mühendisliği yaklaşımının gelişmesine neden olur; böylece iktidarcı, benmerkezci ve bürokratik anlayışlar gelişir. Parçalama anlayışı, demokratik toplum düzeninin parçalanmasına ve komünal ruhunun tarzına ve amacına ulaşamamasına neden olur. Ancak dualite yöntemi, insanın kendi düzenini yeniden ele alabilmesini ve kendini yeniden inşa edebilmesini sağlar. Kazanılan deneyimleri değerlendirme yöntemi esas alınır, bunlardan ders çıkarılır ve diyaloglar yoluyla çözümler geliştirilirse toplum için temel plan ve programlar belirlenecektir.

Kuzey Kürdistan'da da Demokratik Konfederalizmin ilanı temelinde işgalci Türk devleti halka karşı vahşi saldırılar gerçekleştirdi; ancak komünal toplum sistemi örgütlü biçimde yürütülmektedir. Belediyeler, bölgelerin yönetimi, çevre savunucularının örgütlenmesi ve halk meclislerinin oluşturulması alanlarında, demokratik toplum sisteminin toplumun köklerine yayılması sağlanmaktadır. Siyasi partiler, bilim, kültür ve sanat aracılığıyla, bütün bileşenlere dayanan demokratik toplum sistemini geliştirmeye çalışıyoruz.

Ayrıca en eski halkın yaşadığı ve temelinin komünal olduğu Şengal'de, komün kültürü günümüze kadar korunmuştur. Bu temelde komünal sistem, akışkan bir enerji gibi toplumun bütün köklerine ve dallarına yayılır.

Doğu ve Güney Kürdistan'da da komünal değerler çok öndedir. Doğal toplumun kalbinin bugün iki nehir arasında attığını görüyoruz; ulus-devlet sistemi halka ince yöntemlerle asimilasyon politikaları dayatsa da halk, toplumsallığını komünal kültürün değerleriyle günümüze kadar korumaktadır. Bu nedenle komün düzeni, toplumlar ve halklar içinde en çok doğal biçimde gerçekleşir. Bu da Demokratik Ulus sisteminin toplum için en doğru sistem olduğunu gösterir.

Demokratik modernite kendini üç ayak üzerinde kurar ve ilk ayağı demokratik ulustur. Önder APO da, “komünlerin komünü” anlamına gelen demokratik ulus tanımlandığında, bunun kendi iradesi ve öz gücüyle, devlete dayanmadan kendi yaşam düzenini belirlemesi ve kendini yönetmesi anlamına geldiğini söyler. Böylece bütün toplumlar bu düzen içinde yerlerini alabilir.

Demokratik modernitenin ikinci ayağı: endüstriyalizme karşı eko-endüstridir. Önderlik de şöyle der: “Mevcut kapitalizm nedeniyle bütün doğa sömürüye açılmıştır ve artı değer üretilmektedir. Endüstriyalizm, gasp konusunda kapitalizmin en kirli yöntemidir.” Kapitalizmin böyle bir canavarına karşı eko-endüstriyel bir düzen kurarak, yani ekonomi komününü geliştirerek toplum kendi geçimini sağlayabilir.

Ev geçimi anlamına gelen ve kadının eliyle ortaya çıkarılan ekonomiden, ne yazık ki bugün kadın zorla uzaklaştırılmıştır. Bu nedenle kadın, demokratik modernite düzeni içinde komünal ekonomiye yeniden öncülük etmelidir. Kadın, eşitlik ve adalete dayalı özüyle, doğaya dayanan bir ekonomiye öncülük edebilir.

Demokratik modernitenin üçüncü ayağı, kapitalist topluma karşı demokratik/komünal toplumun kurulmasıdır. Yani toplumun özünün ve değerlerinin yeniden canlandırılmasıdır. Kapitalist düzenin ideolojisi liberalizm, bireysel özgürlüğe dayanır ve aynı zamanda bireyi toplumdan koparır. Yani toplumsallaşmaya karşıdır. Bu kastçı katilin zihniyeti karşısında Önderlik, komün düzenini, komünün toplumun niteliği ve karakteri olduğu biçiminde tanımlar. Komün, toplumun varoluş tarzıdır; toplum bunun üzerinde vücut bulur. Komün, özünde hem özgürlüğü ve eşitliği temsil eder hem de demokratik özelliklere sahiptir.

Ayrıca komünün özellikleri sosyalizm ilkesine dayanır ve komün sosyalizmi demokrasi ilkesiyle yönetilir. Yani komün kendi tartışmalarını kendisi yürütür ve komünal yaşam tarzı hakkında projeler geliştirip kararlar alır. Bütün toplumsal çalışmalar da komünler aracılığıyla örgütlenebilir. Bu, bütün kurum ve örgütlerin birbirleriyle ilişki ve bağlantı içinde olması gerektiği anlamına gelir. Her komünün kendi özerkliği bulunsa da aynı zamanda yaşadıkları mahalle ya da köyün komününe üye olur ve kendilerini ona karşı sorumlu görürler. Böylece kan, bedende rahatça akacak ve yaşam dinamik ve akışkan bir tarzda ilerleyecektir.

Komün sistemi, toplumun temel dayanakları üzerinde kendini örgütler. Kuşkusuz ilk komün nasıl Kürdistan topraklarında kadın–ana etrafında geliştiyse bugün de ikinci devrimle ve kadının öncülüğüyle kadın, Kürdistan topraklarında bir kez daha Demokratik Komünler Birliği'ne öncülük etmektedir. Kurduğumuz komünlere ilişkin birkaç örneğe dikkat çekebiliriz:

Özgür Kadın Komünü: Kadın–ana, akışkan enerjisiyle komünal yaşam bilimini kendi toplumu etrafında nasıl geliştirdiyse bugün de kadın komünlerin inşasına öncülük edecektir. Özellikle kadın bilimi Jineolojinin geliştirilmesi, ayrıca kendini ve kendi varlığını tanıması, toplumun örgütlenmesinin sosyoloji bilimi temelinde güçlendirilmesi, özgür kadının öncülüğüyle mümkün olacaktır. Erkek sistemi karşısında kendini savunma alanında özerk komünler sistemi kurmak ve kadınlar için özgür alanlar oluşturmak çok önemlidir. Egemen erkek gerçekliği ve ailenin baskıları karşısında kadınların özgür alanlarını, özerk alanları oluşturmak başlıca amaçtır. Özerk komünler ve kadınların özgür alanlarını oluşturmak, komünal toplumun inşasında belirleyici ve temel bir role sahiptir. Gerek ekonominin kurulmasında gerek özsavunma, akademiler, çocukların eğitimi, kültür ve sanat alanlarında kadın komünleri başlıca role sahiptir.

Çocuk Komünleri ya da Komünün Çocuklara Karşı Sorumluluğu: Çocuklar, toplumun geleceğini inşa etmenin temelidir. Ancak aile içinde gelişen devletçi ve cinsiyetçi zihniyet nedeniyle çocuk sağlıklı biçimde yaşayamaz ve özgürlük hayallerini yaşayamaz. Bu nedenle çocuklar ne aile sistemiyle ne de devletçi sistemle büyütülebilir. Çocuklar komün sistemi içinde eğitilecek ve büyütülecektir.

Özsavunma Komünü: Komünal sistemin en temel unsuru, savunma boyutudur. Kendini savunma, insanlık tarihinin başlangıcından günümüze kadar canlı bir olgudur. Uzun yıllar komün tarzıyla yaşamını sürdüren toplum, her türlü tehlike ve tehdide karşı her zaman kendi savunma sistemini kurmuştur. Bu anlamda komünler sistemi içinde özsavunma hayati ve önemli bir konudur. Her mahalle, köy ve kentte, hatta her komünde, özsavunma anlayışıyla her türlü olası saldırı karşısında nasıl korunacağını bilmek gerekir. Özsavunmanın geliştirilmesi ve komünal ruhla örgütlenme, toplumun bütün kesimlerinde esas alınmalıdır. Özellikle yaşadığımız süreçte insansız hava araçlarıyla savaşlar, kimyasal silahlar, fosfor, iç savaş girişimleri ve yapay zekânın geliştirilmesiyle toplum ağır bir bombardımana tutulmaktadır. Halk zorla yerinden yurdundan göç ettirilmektedir. Bu şekilde toplumsal düzeni dağıtmaya çalışıyorlar. Toplumların kültürünü ve tarihini yok ediyor, fuhuş ve uyuşturucu maddeler yoluyla toplumun bireylerini bilinçsizleştiriyorlar. Bu kapitalist zihniyet karşısında en üst düzeyde özsavunma çok önemli ve hayatidir. Ancak hiçbir olayın, durumun ve saldırının toplumsallıktan büyük olmadığını çok iyi biliyoruz. Özel savaşın en kirli yöntemleriyle saldırsalar da toplum her zaman direnmekte ve varlığını korumaktadır.

Komün Sisteminde Kabile ve Aşiretlerin Rolü: Aşiret ve kabilelerin tarihi çok eskidir. Tarihleri yaklaşık olarak MÖ 5000–6000 yıllarına uzanır. Kabile ve aşiretler kendilerini komünal toplum temelinde örgütlerler. Komünal toplumun kültürü çok güçlü bir kültürdü. Örneğin birey kendi aşireti için savaşırdı ve birbirlerini korurlardı; kabile ya da aşiret de kendi bireylerini korumak için büyük çabalar ve direnişler ortaya koyardı. Bir karşılıklı koruma sistemi olduğu söylenebilir. Yani birey aşiret için, aşiret de birey için kendini feda ederdi. Ancak ilk saldırı kadın–ana komününe karşı nasıl geliştiyse ikinci saldırı da kabile ve aşiretlere karşı gelişti. Bu saldırılara karşı da toplum kabile ve aşiretler biçiminde örgütlendi ve özsavunma düzeyini güçlü biçimde geliştirdi. Günümüzde de komünal değerlerin devamı olan aşiret ve kabileler, kendi özgün özlerine dönerek komünal toplumun öncü gücü olabilirler. Çünkü bugün pozitivist bilime dayanan hegemonik güçler, kabile ve aşiretlerin rolünü tersine çevirmiş ve özel savaş yöntemleriyle onları birbirinden ayırıp kendi çıkarlarının hizmetine sokmaya çalışmaktadır. Ancak Demokratik Komünler Birliği adıyla da bilinen demokratik komünal toplum paradigması içinde kabile ve aşiretler kendilerini temsil edebilir, güçlü bir birlikle hegemonik güçlerin her türlü özel savaş saldırısını boşa çıkarabilirler.

Belediyeler: Önderliğin manifestoda belirttiği gibi: “Belediyeler yoluyla da komünal toplum harekete geçirilebilir.” Yerel yönetimin temel temsilini oluşturan demokratik belediyecilik hareketlerinden köy ve mahalle komünlerine, kooperatiflere ve sivil toplum kurumlarına, insan haklarına, çocuk haklarına, gençlik hareketine ve kadın özgürlük hareketine, ekonomik örgütlenmeye ve hayvan haklarına kadar toplum geniş kapsamlı biçimde örgütlenebilir.

Bu tanımlamalara göre belediyelerin toplumun yönetimindeki rolünün çok önemli olduğu görülmektedir. Ancak devletçi zihniyet belediyenin içini boşaltmıştır. Gerçekte belediye, komünal temellere dayanan bir düzendir. Fakat ulus-devlet sistemi belediyeyi de polisiye bir gözetim merkezine dönüştürmüştür. Bunun için onu yirmi dört saat gözetim altında tutmak üzere kendi adamlarını sürekli belediyelere yerleştirir. Ayrıca belediye yönetimi demokratik biçimde seçilmez. Aksine devlet tarafından atanır ve devletçi rejimin belediye sistemi toplumdan kopuk olarak oluşur. Yani toplumun iradesi yok sayılır; hatta devlet göreve getirmeyi ve görevden almayı kendi hakkı olarak görür. Ancak belediye, Önderliğin savunmalarında tanımladığı gibi, Özgür Belediyeler hareketleri yoluyla kendini örgütleyebilir. Bu nedenle demokratikleştirilmesi gereken en önemli alan belediyecilik alanıdır. Bu da aynı zamanda demokratik bir dönüşüme ihtiyaç olduğunu gösterir. Köyler, kentler ve dağ köyleri, demokrasi kültürünün inşası için en güçlü temeller hâline gelir. Bu nedenle atılması gereken ilk adım, halkın kendi iradesiyle temsilcilerini kendisinin belirlemesi, yani komünal toplumun yönetimini belirlemesidir. Köyler ve kentler yaşamlarını demokrasi kültürüyle yönetmezse belediyenin demokratik olması mümkün değildir. Bu nedenle belediye düzeni ve ona bağlı kurumlar üzerinde durmamız çok önemlidir. Bu temelde belediyenin rolü, komün ile belediye arasındaki ilişkiler aracılığıyla toplumun bütün yaşamını örgütlemektir.

Köy ve kent belediyeleri dengeli ve demokratik biçimde diyalog içinde olmalıdır. Kendi köy ve kent yaşamlarının yönetim biçimine ve toplumsal yaşama ilişkin toplumsal ve doğal sorunları demokratik tartışmalar yoluyla çözebilirler. Ayrıca komünün kararlarını doğrudan paylaşmalı ve yerel ihtiyaçları karşılamalıdırlar. Belediye ile kent meclisi de toplumun bütün ihtiyaçlarını ortak biçimde örgütler. Örneğin eğitim, akademilerin ve eğitim kurumlarının kurulması, hizmetler, diplomasi, ekonomi ve sağlık alanlarında herkesin ortak biçimde örgütlenmesi gerekir; böylece belediye cinsiyetçi, milliyetçi ve iktidarcı anlayışlara karşı korunur ve iktidar güçlerinin egemenliği altına girmez. Belediye ayrıca toplum ile devlet arasında köprü rolü oynar. Ancak en önemli nokta, toplumun rolünün donuk kalmamasıdır. Köy ve kentlerin doğasının korunması temelinde, ağaç dikme, çevre temizliği ve ortak biçimde birbirine yardım etme projelerini bir yaşam kültürüne dönüştürmeliyiz. Böylece demokrasi kültürü doğal biçimde oluşur. Ancak savaş, talan ve kimyasal maddelerin kullanılması, ayrıca araçların ve fabrikaların çoğalması ve çevre kirliliği nedeniyle doğa ve insanlık büyük bir felaketle karşı karşıya kalmaktadır. Belediye, yani şaredarî, toplum yoluyla özgür belediye komünü sistemini genişletir ve kolektif tartışmaların ve kararların yeri olur. Bu nedenle kentlerin, mahallelerin ve köylerin güzelliği ve süslenmesi için toplumun bütün bireyleri ortak ve kolektif biçimde harekete geçmeli, iş ve çalışmaları yürütmelidir.

Komünal Ekonomi: Demokratik toplum düzeninin ahlaki ve politik bir toplum çerçevesinde gelişebilmesi için demokratik temellere dayanan ekonomik politikalar çerçevesinde kooperatifler geliştirilmelidir. Demokratik bir ekonomi düzeni kurmak için yapılması gereken başlıca görev, toplumun elinden alınmış ekonomiyi kooperatifler yoluyla yeniden toplumun mülkiyetine vermemizdir. Kooperatif sözcüğünün anlamı da bir araya gelmiş ve dayanışma içinde ihtiyaçlarını karşılayan bir insan topluluğudur. Kooperatifler, hiçbir sınıfa ya da kitleye dayanmayan ve ihtiyaçlar temelinde birlikte çalışan ekonomik hareketlerdir. Kooperatif düzenlerinin kurulması için demokratik düzenin toplumsal inşadaki rolü doğru anlaşılmalıdır. Demokratik bir düzenin bulunmadığı yerde kooperatif düzeni geliştirilemez. Topluma yönelik saldırılar karşısında kooperatifler doğru tanımlanıp işlerse ihtiyaçlara büyük ölçüde yanıt verecek ve ekonomik saldırılar boşa çıkarılacaktır. Kooperatif düzeni, halkın ihtiyaçlarını her yönden belirler ve bu ihtiyaçları karşılar. Kooperatif, toplumun öz gücüne dayandığı ölçüde açlık ve işsizlik sorunlarını da çözer. Örneğin Kürdistan'ın doğası, özellikle toprağı ve suyu bereketlidir. Örneğin kooperatiflerin pratik olarak geliştirilmesi için birçok komün türü geliştirilmelidir.

Kürdistan ve Ortadoğu'nun toprağı çok bereketli ve verimlidir; ancak ne yazık ki Kürdistan'ın dört parçasının halkı bugün ulus-devlet politikası sonucunda ağır bir işsizlik durumu içindedir. Susuz, topraksız ve enerjisiz yaşamaktadır. Kooperatif komünleri kurarak toplum bütün ihtiyaçlarını karşılayabilir. Dicle ve Fırat nehirlerinin çevresinde bereketli topraklar vardır ve yüzlerce ekonomik ve ekolojik proje geliştirilebilir. Örneğin enerji, su ve tarım komünlerinin kurulmasından çeşitli ormanların geliştirilmesine kadar.

Enerji Komünü: Bu komün, ortak ve dayanışmacı bir zihniyetle bütün komün üyeleriyle tartışma içinde olacaktır; böylece su, güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi, ayrıca yer üstü ve yer altı enerjisi yoluyla doğal elektrik üretimine yönelik çağdaş projeleri, doğaya zarar vermeyen doğal bir biçimde geliştirecek ve komün ile toplumun hizmetinde çalışacaktır.

Tarım Komünü: Kürdistan'ın toprağı çok bereketlidir. Bu nedenle yüzlerce tarım komünü ve yüzlerce ekim ve ormancılık projesi geliştirilebilir. Ayrıca hayvan yetiştirmek, onlardan yararlanmak ve ortak biçimde paylaşmak, doğru bir komün politikasıyla gerçekleştirilebilir.

Su Komünü: Su, birinci ve ikinci doğanın en temel ihtiyacıdır. Su olmazsa yaşam da olmaz. Bu nedenle toplumsal bilim bilinciyle, suyu koruma projeleri ortak biçimde geliştirilebilir. Suyu toplumun bütün kolları arasında ortak ve eşit biçimde paylaşabiliriz. Bu temelde komünal ekonomi projeleri toplumun her alanında verimli olacak ve bütün toplumun malı hâline gelecektir.

Sağlık Komünü: Kendisi olmak, demokratik toplumun en temel konularından biridir. En önemli nokta, toplumun sağlıklı biçimde yaşamasıdır. Sağlıklı toplum aynı zamanda sağlıklı bireyler oluşturur. Bu felsefeyle yaşarsa zihinsel, ideolojik ve ruhsal alanda da kapitalist sistemin hastalıklarına karşı durabilir ve kendini koruyabilir. Bu nedenle kapitalizmin hastalıklarına karşı tek devrim toplumsallaşmadır. Bu anlamda sağlık, komünün en önemli unsurudur. Bu yüzden her komün üyesi kendi yaşamına sağlık ve doğayı koruma anlayışıyla yaklaşmalı, kendi demokratik komünal toplumunu korumalıdır. Kendini bilim, ahlak, politika ve özgürlük yoluyla tanımlayan ve sağlıklı biçimde yaşayan toplum, toplumsal yaşamını her türlü hastalıktan etkin biçimde koruyacak ve kendini yönetecektir.

Komünde Özgür Bireylerin Rolü: Komün sistemi içinde kendini örgütleyen kadın ya da erkek birey, irade, düşünce ve görüş sahibi olur; düşüncelerini komünde özgür ve demokratik biçimde dile getirebilir ve doğrudan demokratik biçimde komüne katılabilir. Ayrıca herkes yeteneğine, gücüne ve sanatına göre komün içinde yer alabilir ve rol sahibi olabilir.

Felsefe Komünü: Felsefe, bilmenin bilimi anlamına gelir. Bu nedenle bir kişinin ya da toplumun felsefesi yoksa yaşamı da mümkün olmaz, yani anlamsızlaşır. Ancak kadın–ana etrafında gelişen klan süreci, beraberinde yaşam ve evrene ilişkin merakı ve arayışı getirmiştir. Yerinde bir ifadeyle, ana evrenin en büyük bilim insanı ve filozofudur. Bu gücü ve enerjisiyle yaşamı ve toplumu yarattı. Yaşamın güzelliği de felsefeye bağlıydı. Ayrıca felsefesini dualite, yani ikilik üzerinde geliştiren Zerdüşt, toplum üzerinde yaşamsal bir etki yarattı. Toplumun dikkatini ‘kendini tanı’ bilgisine çeken Sokrates de diyaloglar yoluyla toplumu aydınlattı ve bilinçlendirdi. Günümüzün kapitalist sistemi ise toplumu, her zaman evreni ve çevresini bilme arayışında olan kendi gerçekliğinden uzaklaştırarak felsefesiz ve bilimsiz bırakmıştır; böylece toplum yalnızca günübirlik yaşasın istemektedir. Felsefesiz toplum, ruhsuz toplumdur. Bu nedenle demokratik ulus sistemi içinde komünleri ‘kendini bil ve bilinir kıl’ felsefesi temelinde kuruyoruz. Felsefe komünlerinin toplum içindeki rolü, toplumla diyalog ve tartışmaları geliştirmek, düşünce ve görüşlerini özgürce birlikte paylaşmak ve etik ile estetik üzerine tartışmaları sürdürmektir. Ayrıca günlük politikalara ilişkin komünal ruhla kararlar almalı ve yaşamlarının geçimine ilişkin görüşler geliştirmelidirler. Bu temelde görevi bilim aşkını ve komünal yaşam felsefesini inşa etmek olan felsefe komünleri ve akademileri kurarak kişilikten topluma, doğaya ve evrene kadar uzanan arayışları tartışmalıyız. Nasıl yaşamalı sorusuna doğru yanıt vermeli ve özgür yaşama dayanan bir felsefe geliştirmeliyiz.

Demokratik Komünler Birliği'nin İnşasında Öncü Kadroların Görevi: Tarih nehrinin günümüze kadar akışı boyunca bütün hareketlerde öncülük rolü belirleyicidir. Bu nedenle kadın–ananın öncülüğüyle, toplumu yöneten ahlaki ve komünal değerlerle, ayrıca peygamberlerin ve filozofların öncülüğüyle toplumsal değerler korunuyor ve yürütülüyordu. Her filozofun ve bilim öncüsünün amacı, toplumu aydınlatmak ve toplumun kendini yönetebileceği düzeye ulaştırmaktır. Bu nedenle Demokratik Komünler Birliği'nin inşasında da kalbini ve beynini toplumla birleştiren bir öncülüğe ihtiyaç vardır.

Kadro, tekillikten evrenselliğe doğru bir anlayışla ve komünal yaşam felsefesini inşa ederek öncülük rolünü oynamalıdır. Öncü kadrolar ayrıca demokratik sosyalizm bilimini ve demokratik yönetim kültürünü her an canlı tutar. Toplum nasıl yaşamalı, demokratik komünler sistemi nasıl kurulmalı felsefesiyle öncü her zaman büyük bir aşkla hareket içinde olmalı ve örgütsel düzeyde topluma örnek olmalıdır. Komünlerin öncüleri ayrıca varlığın bilimini ve kendi bilinçlerini olgunluk düzeyine ulaştırmayı kendilerinde geliştirmelidir. Olgunlaşma ya da bunun biçim kazanması, en güçlü örgütlenme anlamına da gelir; yani her öncü yüzlerce komünü örgütlemeli ve toplumsal sistemi güçlendirmelidir. Öncü, tarihsel komünal değerlerin bilgisiyle ne kadar donanırsa devletçi, cinsiyetçi, bilimci ve dinci anlayışlara karşı kendini ve toplumu o kadar koruyabilir. Bu ölçüde de iktidar düzenine karşı demokratik sosyalizmi kurabilecektir.

 

Dîrok Kahraman