1998 yılında 13 kişiden oluşan bir kadın grubu olarak Önderliğin evinde yoğunlaşmadaydık. Her günümüz Önderliğin programı doğrultusunda yürüyordu.
Önderlik evde olduğu zamanlarda günde iki defa bizlere çözümleme yapıyor, akşama doğru da spora çıkıyordu. Önderlik gelmeden önce hepimiz sahaya dizilerek onu bekliyorduk. Bir gün yine spora gitmek için hazırlandık ve bahçeye çıktığımızda Önderliğin bizden önce çıktığını gördük. O gün Önderliğe yetişememiştik. Bizim geciktiğimizi fark ettiği için doğrudan sahaya gitmemiş, bahçede oyalanarak çıkmamızı bekliyordu. Önderlik bizi görünce yavaş yavaş sahaya doğru ilerlemeye başladı. O gün bize hiçbir şey söylememişti. Biz de hatamızı fark ettiğimiz için sessizce Önderliğin arkasından yürümeye başladık. Henüz sahaya ulaşmamıştık ki Önderlik birden durdu. Bir baktık ki bizim yürüdüğümüz yoldan tavuk ve civcivleri geçiyor. Önderlik onlar geçinceye kadar bir adım bile atmadan yerinde durdu. Tavuk ve civcivlerin geçmesi için yol vermişti. Civcivler henüz yeni geçmişti ki Önderlik birden bize dönüp, “Hani bunlardan bir tanesi eksik, nerededir?” diye sordu. Bir arkadaş, bilmediğimizi söyleyince Önderlik, “Ben biliyorum, burada bir yılan var; kesin o yemiş,” dedi ve ilerledi.
Açıkçası o zamana kadar civcivlerin kaç tane olduğunu bilmiyordum ve bu hiç dikkatimi de çekmemişti. Çoğu zaman bahçede gezerken görmeme rağmen sayma gereği bile duymamıştım. Çünkü benim için çok basit bir ayrıntı, üzerinde hiç durulmaması gereken bir konuydu. Bu yüzden Önderliğin o günkü tavrı ve civcivlerin sayısını bile bilmesi karşısında şaşkına dönmüştüm. Kendi kendime, Önderlik bunların sayısını nasıl biliyor, diyordum. Oysa Önderlik yaşamın bütün ayrıntılarını çok dikkatli izleyen ve onlara anlam yükleyen biriydi. Böyle bir ayrıntıyı kaçırması mümkün değildi. Tabii o dönemdeki mantığıma göre anlam veremediğim için böyle bir durum karşısında şaşırmıştım. O gün, “Bu yılanı öldürmek lazım,” diyordu. Daha sonra hep birlikte ilerleyip top oynamak için sahaya geçtik.
Hepimiz çok iyi biliyoruz ki Önderlik, soyadı gibi bir kişidir ve söylediği bir şeyi kesinlikle uygular. Aradan henüz birkaç gün geçmişti ki bir gün top sahasında beklerken Önderliğin bizi çağırdığını duyduk. Tellerin arasından baktığımızda Önderliğin bir yılanı öldürmeye çalıştığını gördük. Bizim de görmemizi ve ders çıkarmamızı istediği için çağırıyordu. Bazı arkadaşlar koşarak Önderliğin yanına gitti; biz kalanlar da tellerin arasından izliyorduk. Yılanı görmüş ve savaştaymış gibi onunla boğuşuyordu. Elinde küçücük bir sopa vardı. Kısa süreli boğuşmadan sonra yılanı öldürüp sopanın üzerine koydu. Bu arada, zafer kazanmanın sevinciyle aralıksız kahkaha atıyordu. Yanına giden arkadaşlara bir şeyler söylüyor ve gülüyordu. Sonunda yılanı sahaya kadar getirip bize de gösterdi ve bazı değerlendirmelerde bulunduktan sonra onu saha dışına atıp top oynamaya geldi.
O zaman hepimiz pür dikkat Önderliği izliyorduk. Gerçekten Önderlik, söylediği bir şeyi yapıncaya kadar peşini bırakmıyordu. Hedef net ise başarı da kesindi. Önderlik böyle bir tarzın sahibiydi. Asla kaybetmeyi kabullenmezdi. İnanılmaz bir iddiası ve vuruş gücü vardı. Bizim hiç duyarlılık göstermediğimiz bir şey karşısında olağanüstü bir hassasiyet gösteriyordu. Olay ve olgular karşısında çok değişik ve zengin yöntemler kullanarak öğretmek istediklerini anlaşılır kılmaya çalışıyordu. Önderlikte her şeyin bir anlamı olduğu için böylesine büyük bir duyarlılık gösterebiliyordu. Doğayla bağı inanılmaz ölçüde güçlü bir sezgisellik içeriyordu. Bunun birçok örneğiyle karşılaştık. Bir civcive gösterdiği duyarlılıktan bir insana verdiği değere kadar Önderlik anlam derinliğine sahipti. Doğanın dilini anlıyor ve biliyordu. Hayvanlarla arasındaki iletişime anlam vermek gerçekten çok güçtü, çünkü hayvanlar Önderliği anlayabiliyorlardı. Örneğin biz güvercinlerin yanına gittiğimizde kaçmak için çırpınan aynı güvercinler, Önderlik gittiğinde çevresinde uçuşuyor; eline, omzuna ve başına konuyorlardı. Önderlik 15 Şubat’ta esir düştükten sonra bu güvercinler dayanamayıp birer birer öldüler. Önderliğin doğayla böylesine derin bir ilişkisi vardı ve gerçekten böyle bir iletişimi anlamak ve ifade etmek çok güçtü.
Önderlikte insan olgusunun yeri çok farklıydı. Bir gün, “İnsan en iyi tekniktir,” demişti. Bu yüzden insan, Önderlik için temel bir uğraş alanıydı. Yeniden yeniden yaratıyor ve yeni tipolojiler oluşturuyordu. Bunu geleceğe yatırım yapma üzerinden geliştiriyor ve şekillendiriyordu. Temel yöntemi eğitim yoluyla öğretmekti. Bu anlamda sosyolojik, psikolojik ve kişilik çözümlemelerine çok daha fazla ağırlık veriyordu. Parçalanmış kişiliklerimize doğal toplum özelliklerini kazandırarak bizi yeniden yaratıyordu. Bu açıdan toplumun özünü oluşturan kadın çözümlemelerini çok güçlü biçimde yaparak bizi gerçekliğimizle yüzleştiriyordu. Kadının güçlenip yeniden özüne kavuşmasından hareketle toplumu yeniden şekillendirme çabasındaydı. Aslında Önderlik, toplumsal cinsiyetçiliği çözerek halkta bir devrim yarattı.
Ancak birçok projesi yarım bırakılmak istendi. Önderlik, yeni bir hamlesel çıkış yapmak için çok güçlü hazırlıklar yürüttüğü bir süreçte komployla karşı karşıya kaldı. Statükocu güçler böyle bir hamleye izin vermemek için saldırıya geçmişlerdi. Bütün gericilerin bir araya geldiği bir ittifak ve ortak konsept söz konusuydu. Bu çığırından çıkmış güruhu artık ne durdurabilirdi? Yetersiz yoldaşlık ve sahte dostluk da buna eklenince tablo bütünüyle tamamlanmıştı.
Önderlik boşuna “yalancı ve zalim erkek” demedi. Bizi böylesine korkunç acılarla yüz yüze bırakan bu erkek aklı değil midir? Ne kadar yazsak ve anlatsak da içimizdeki öfkeyi dindirmeye yetmez. Öylesine büyük bir insanlık suçuyla karşı karşıyayız ki insanın anlatmaya dili varmıyor.
İnsanlığı ve doğayı bu kadar seven ve yalnızca onların hizmetinde çalışan bir insandan ne istenebilir? Kapitalist modernite sisteminde kulaklar sağır, gözler kör ve diller adeta lâl olmuş. Böyle bir gerçekliği kabullenmekte güçlük çeksek de söz konusu Önderlik olduğunda ortada ne adalet, ne hak-hukuk ne de insanlık diye bir şey kalıyor. Elbette kapitalist modernite ideolojik bir karşıtlığa göz yummayacak ve elinden gelen her türlü gerici saldırıyı uygulayacaktır. Ancak çok iyi bilinmektedir ki Önderlik, İmralı sürecinde özgür insan felsefesini daha da derinleştirerek günümüz sisteminin düşünce kalıplarına karşı daha büyük bir savaşın zeminini güçlendirmiştir.
Şu bir gerçektir ki son çırpınışlarını yaşayan bu gerici ve insanlık dışı sistem karşısında özgürlük kazanacaktır! Doğa bile bunun intikamını alırcasına reflekslerini göstermektedir. Bütün benliğimizle inanıyoruz ki Önderlik çok yakın zamanda özgürlüğüne kavuşacak ve tüm insanlığın özgürlüğünü sağlayacaktır. Böylece ahlaki-politik toplum projesi yeniden hayat bulacaktır!..
Devrimci Selam ve Saygılar
Bengi Muş
